Ölüler Dirilmez

Şehit Ronahî Semsûr

aniekim

Onun ardından mücadeleci bir genç yoldaşın bıraktığı izler ve onu bıraktığımızı düşünerek kızdığı için sürekli tekrarladığı o sözler kaldı. Biz de kendi aramızda ne zaman onu ansak hep gülerek bu sözleri tekrarladık. Mevsimlerden sonbahardı. Artık yavaş yavaş kışın ağır koşullarına doğru yol alıyorduk. Sarı mevsim artık kendisini bembeyaz bir örtünün kollarına bırakmış,

hatta yılın ilk karı bile yağmıştı ve biz hala üslenmemizi tamamlamamıştık. Eksik olan o kadar çok şey vardı ki, tamamlayabilmemiz için mevsimin bize zaman tanıması gerekiyordu. Ya da bizlerin mevsim ile yarışması. Hala erzak çekiyorduk. Mevsimin ikinci karı düşmeden kamp hazırlıklarımızı tamamlamamız gerekiyordu. Yoksa bu koşullarda çok zorlanabilirdik.

Kış kamp hazırlıklarımızı yaptığımız esnada operasyon olacağına dair istihbarat aldık. Gelen bilgi üzerine harekete geçmeye başladık. Gece saat 02.00’de harekete geçmeye başladık. Sabaha doğru vardığımız yeri kendimize nokta olarak belirledik. Operasyonun olacağı bölgeden uzaklaşmamız ve kendimizi savunabileceğimiz güvenli bir yere gitmemiz gerekiyordu. O dönemde ateşkes de ilan edildiği için hiç bir biçimde temasa girmememiz gerekiyordu. O yüzden operasyona yönelik herhangi bir eylem planı yapmadık. Gizliliği esas alıp savunma pozisyonunda kalacaktık. Fakat üzerimize gelirse de vuracaktık. Meşru savunma hakkımızı kullanacaktık.

Bu düşünceler tüm arkadaşların ortak düşünceleriydi. Yol boyunca da ara verdiğimiz her yerde olası durumlara karşı nasıl bir hareket tarzını esas alacağımızı tartışıyorduk. Bir yandan ilerliyor, bir yandan da doğa ananın bizi bir fırtına ile baş başa bırakmaması için dua ediyorduk. Çünkü zaten tüm arkadaşlar üstlenme çalışmalarından dolayı çok yorgundu ve bu yorgunlukla gece yarası yola çıkmıştık. Hatta yorgunluk bizi öyle etkilemişti ki, bazen kendimizi o karanlıkta yerde buluyorduk. Ara ara yaşadığımız bu düşüş kalkışlar bizi güldürüyordu. Yol o karanlıkta bize uzun geliyordu ama uzun olduğu kadar zevkliydi.

Geceden kalan buzlarımızı ancak güzel bir gerilla ateşi çözebilirdi

Güneşin yavaş yavaş doğmasıyla biz de kalacağımız noktaya ulaşmıştık. Vardığımız noktada saat sabah 07.00’ye kadar da bir şey yoktu. Arkadaşlar keşifçi çıkartmamızı söyledikleri için keşifçi çıkartmıştık. Keşifçiler de uzun bir süre herhangi bir bilgi vermediler, hiçbir hareketlilik görmemişlerdi. Bölük komutanımıza hiçbir şey olmadığına dair bilgi verildi. Fakat keşifçiler ona rağmen hala yerlerini bırakmamışlardı. Biz de bir şey yoktur diye rahat bir biçimde ateşimizi yaktık, kara çaydanlıklarımızı çıkarıp ateşin üzerine koyduk. Havalar da oldukça soğumuştu, ateşten iki biçimde faydalanacaktık. Hem çay yapacaktık hem de kendimizi ısıtacaktık. Çünkü geceden kalan buzlarımızı ancak güzel bir gerilla ateşi çözebilirdi. Daha çayımız kaynamaya başlamamıştı ki bulunduğumuz yerin etrafına kobraların desteğiyle indirme yapıldığını gördük. Böylesi bir şeye hiç hazırlıklı değildik. Çünkü biz operasyon bölgesinden uzaklaşıp temas yaşamamak için elimizden gelen çabayı sergilemiştik. İndirmeyle aynı anda düşman etrafımızı çembere aldı. Düşmanın bizi görmediğini sanmıştık. Çünkü gerçekten hareket tarzımıza dikkat etmiştik. Kendimizden o kadar emindik ki yerimizden hiç kımıldamadık. Herkes olduğu yerde öylece kaldı.

Kaldığımız yer gölge olduğu için yaktığımız ateş çok rahat bir biçimde görülüyordu. Ateşimizi görmüş olabilirler korkusu vardı tabii. Ama biz bir de ateşin duman yapmaması için söylenmedik dua bırakmadık. Dualarımız yerini bulmuştu, ateş gerçekten hiç duman yapmadı. Ancak aşağından üzerimize iki koldan sızma yapmaya çalışıyorlarmış, bizim bundan haberimiz bile yoktu. Biz sadece etrafımıza indirme yaptıklarını sanıyorduk. Kaldığımız nokta da çok deşifre olmuş bir nokta değildi, sadece birkaç kez gidip gelmiştik, çok uzun süreli kullanmamıştık. Bulunduğumuz nokta biraz da düşmanın yol hattına yakındı. Düşmanın keşifçileri de bizi fark etmiş olacak ki, hemen etrafımıza indirme yapmışlardı. Herkes biraz şok olmuş bir vaziyette, oturduğu yerde adeta taş kesilmişti. Birden üzerimize yağmur gibi mermiler yağmaya başladı. Mermilerin gelmesiyle birlikte yukarılara doğru hızla koşmaya başladık. Yukarıyı da düşman tutmuştu, ama en azından vadiden biraz uzaklaşacaktık ve mevzilenip savaşabilecektik. Gerilla, savaş ve özgürlük için her zaman yükseklikleri seçer. Biz de yukarı çıktık ve düşmanla çatışmaya başladık. Keşifçilerimiz bizden önce düşmanla temasa girmişti. Yaşanan bu temasta bir arkadaşın şehit düştüğünü sonradan öğrendik. Düşman cihazlarını da takip ediyorduk bu arada. Konuşmalarında kalabalık bir grubu gördüklerini söylüyorlardı. Onlar bir tabur kadar büyük bir güç olduğunu söylüyorlardı, hâlbuki biz bir bölüktük. Bir takım kadın arkadaş, iki takım da erkek arkadaştı.

Bir ara düşman sanki bizi kaybetti. Biz de o fırsattan yararlanıp biraz daha yukarıya çıktık. Yukarıda bir mağara vardı. O mağaraya doğru gittik, mağaranın olduğu yer çatışma için uygun bir alandı, doğal mevzi görünümünde bir araziydi. Yeri de bayağı kamuflajlıydı. Hepimiz gece 02.00’den beri yürüyorduk. Karda yürüdüğümüz için sırılsıklamdık, uykusuzduk ve hiçbir şey yememiştik. Biraz dinlenmemiz, en azından kendimizi kurutabilmemiz gerekiyordu.

İzler gerillanın en büyük düşmanıdır

Düşman bizim bıraktığımız noktaya gelmiş, fakat hiçbir şey görmemiş. Çünkü biz o noktadan yarım saat ötede olan mağaranın bulunduğu yere gelmiştik. Onlar da karda çıkan izlerimizi takip ederek bulunduğumuz alana doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. İzler gerillanın en büyük düşmanıdır. Düşman cihaz üzeri iz gördüğünü ve izleri takip edeceğini söyledi. Buna göre biz de çatışma pozisyonu aldık. Üçerli, beşerli bir biçimde mevzilendik. Düşmanın noktaya ulaşmasıyla birlikte çatışma başladı. Çatışma akşama kadar sürdü. Hazırlıklı olduğumuz için düşman çok fazla yanaşamıyordu. Kardan dolayı o da korkuyordu. Çünkü en ufak bir harekette kar onu ele veriyordu. Bu operasyon gücünden sadece bir kol üzerimize vahşice gelmeye başladı. Daha önce de operasyonun belli bir gücünün ilaç aldıklarını duymuştuk. Ama birebir o ana kadar hiç karşılaşmamıştık. Fakat üzerimize gelen o kolu gördükten sonra söylenenlerin doğruluğuna bir kez daha inandık. O kadar vahşice geliyorlardı ki, kendi ölülerine bile basa basa ilerliyorlardı. “Allah Allah” naraları atarak geliyorlardı.

Bir yandan onlarla çatışırken, bir yandan da onların insani duygularını sorguluyorduk. Gerçekten sanki sadece öldürmek için yaratılmışlardı. Onlar bize terörist, vahşi, cani diyorlar ama biz onların savaş meydanlarında ne kadar insanlık dışı olduklarını bire bir gördük. Savaşımızın haklı gerekçelerine dayanarak asla ölülere insanlık dışı muamelede bulunmadık. Her savaşın bir kuralı ve ahlakı vardır, olmalıdır. Bizim savaşımız da hem haklı hem de ahlakı olan bir savaştı. Tarih o anımıza ve yaşananlara şahitlik etmiştir. Çok çetin, çatışma oldu ve biz saldırıya geçen o kolun tümünü imha ettik.

Karanlığın çökmesiyle birlikte çatışma alanlarından ve operasyon bölgesinden geri çekilecektik. Her takım komutanının veya kol komutanının bir kodu vardı. Küçük cihazlar üzerinden her kol komutanına çağrıda bulunularak şifreyle yer ismi belirtildi ve bizler verilen yere doğru hareket etmeye başladık. Hepimiz bir araya geldiğimizde sayının çok fazla kalabalık olmadığını ve eksiklerin olduğunu gördük. Herkes bir araya geldikten sonra bölge sorumlumuz çatışma boyunca dört arkadaşımızı kaybettiğimizi söyledi. Bunlardan biri kadın arkadaştı. Bölge sorumlusu olan arkadaş, o sırada şehit düşen arkadaşların iyi saklanıp saklanmadığını sordu. Arkadaşlar da iyi bir yerde sakladıklarını söylediler. Elbette ki saklayacaktık. Bu bizim için önemliydi. Hareketimizin en büyük ilkelerinden biri de şehitlerine sahip çıkmaktır. Biz de koşullar el verdiği sürece şehit düşen yoldaşlarımızı asla çatışma bölgelerinde veya şehit düştükleri yerde bırakmıyoruz. Bir mezar sahibi olabilmeleri ve gerillanın adetlerine göre gömülmeleri için elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz. Bu hep böyle olacaktı.

Onların şahadetleri hepimizi derinden etkiledi. Üzerimizde boşluklarının ağırlığı çöktü. Ancak orada duramazdık. Geri çekilme yapılacaktı ve bu yapılırken de belli hazırlıklar esas alınacaktı. Herkes birbirine yardım ediyor, zorlanan arkadaşların çantaları, silahları alınıyordu.

PKK’de yoldaşlık bir başkadır

Aramızda çatışma sırasında ufak tefek parça alan arkadaşlar vardı. Diğerlerine göre biraz güçlü olanlar, biraz daha direnebilenler, daha çok zayıf düşen arkadaşlara yardım ediyorlardı. Zor günlerdeki yoldaşlık kadar güzel bir şey yoktur. Biz o an yoldaşlığın güzelliğini, anlamını hücrelerimize kadar hissetmiştik. Bu aslında hareketimizin de bir gerçekliğidir, asıl özüdür. PKK’de yoldaşlık bir başkadır. Bunu hep bilsek de böylesi anlarda daha derinden hissetmemek, bu duygunun etkisiyle dağlardaki yaşamımıza ve yoldaşlığımıza hayran kalmamak elde değil.

Akşam sabah 08.00’den sabah saat 05.00’e kadar hep yürüdük. Saatte bir beşer dakikalık ara veriyorduk, ondan sonra hep yürüyorduk. Kendimizi daha güvenli bir yere ulaştırdık ve güvenlik tedbirlerimizi aldık. Çünkü güvenlik bir gerilla için ekmek ve sudan daha öncelikli bir husustur. Operasyonun başladığı günden üç gün sonra düşman geri çekilme yaptı.

Düşman çekildikten sonra ilk yapılması gereken erzak temin etmekti. Çünkü günlerdir hiç kimse ağzına tek lokma bir şey almamıştı. Üç gönüllü arkadaş çıkıp erzak temin etmek için önden gitti. Biz geri kalanlar ise aşırı yorgunluktan, uykusuzluktan ve açlıktan zor bela yürüyorduk. Öyle çok fazla bir erzakımız da yoktu. Sekiz saatlik bir yolu arkadaşlar bir günde gidebilmişlerdi. Döndüklerinde yarım torba un, biraz yağ, biraz da tuz getirmişlerdi. Bu üç maddenin bir araya gelmesiyle gerillanın vazgeçilmezi ve en seçkin yemeği olan mirtoxe yapılır. O yemek en lüks lokantada yiyeceğin yemekten daha güzeldir. Mirtoxe gerillada değerli bir yemektir. Herkesin severek yediği ve beğendiği bir yemek. O an o mirtoxeden aldığımız tadı başka herhangi bir yemekten almamız imkansızdı.

Sabah keşfinden sonra bölük komutanımız bölüğü toplayıp şehit düşen arkadaşları gömmek gerektiğini söyledi. Yapılan planlamayla biz iki kadın arkadaş ile iki erkek arkadaş şehitlerimizi sağlama almak ve gömmek için yola koyulduk. Kazma ve kürekleri alarak çatışmanın olduğu bölgeye ve arkadaşlarımızın da şehit düştüğü alana gittik. Nelerle karşılaşacağımızı bilmeden, birçok duyguyu bir arada yaşayarak gittik. O yol boyu bir tek saniye bile şehit düşen yoldaşlarımızın simaları gözlerimizin önünden gitmedi. Onları kaybetmiş olmayı hiç kabullenemiyorduk. Bir de onları gömmek ve sonsuz yolculuklarına uğurlamak daha bir acı veriyordu bize. Çünkü biz hep onlarlaydık. Her ne kadar “gerilla heybesinde ölümü taşır” deseler bile gerilla ölümlere hiçbir zaman alışamıyor. Çünkü yaşam, yaşamak üzerine kuruyor her şeyini. Daha güzel, daha adil, daha eşit bir dünyada yaşamak için, insanlığa sosyalist bir yaşam bahşetmek için kendisini feda ediyor.

Çatışmada şehit düşen yoldaşlarımızdan biri Axîn yoldaştı. Axîn, Batmanlı, gerillada yeni bir arkadaştı. Çok özverili ve gelişmeye açık bir Kürt kızıydı. Erken gerillalaşmıştı. Öfke doluydu. Axîn ve Mazlum yoldaşların cenazeleri yan yanaydı. İlk önce onların saklandıkları yere gittik. Onları gömdükten sonra diğer arkadaşları gömecektik. Bulundukları yere yaklaştığımızda takım komutanımız olan Serhildan arkadaş önden gideceğini söyledi. O önden gidip etrafı kontrol ettikten sonra bizleri çağırdı. Kendimizle getirdiğimiz yağmurluk ve kefiyelerimizi istedi.

Şehit Mazlum’un kardeşi de ondan bir ay önce şehit düşmüştü. Kardeşinin şahadetinden çok etkilenmişti Mazlum yoldaş. Çatışmada en fazla rolünü oynayanlardan biri de oydu. Kardeşinin intikamını almak için düşmanın üzerine çok gözü kara gitmişti. Serhildan arkadaş cenazelere yaklaşmamamız için bizi uyardı. Çünkü düşman sakladığımız cenazeleri görmüş olabilirdi. Birçok zaman tuzaklar yapıp şehit arkadaşların cenazesinin altına koyuyordu. Biz de tedbir amaçlı şehit yoldaşlarımızın ayaklarına şutik bağlayıp biraz kendimize doğru çektik. Bir şey olmadığını görünce cenazelerin yanına rahat bir biçimde gittik. Kendi aramızda kısa bir tören yaptıktan sonra iki arkadaşımızı da gömdük gibi bir cümle isterseniz o anki duygular biraz katılır.

Bir arkadaşımız da keşif yerinde şehit düşen arkadaşın cenazesine bakmaya gitmişti, fakat düşman arkadaşımızın cenazesini almıştı. Arkadaşımızın cenazesinin düşman tarafından alındığını duyunca hepimiz çok kötü olduk..

Celal arkadaş bizim için bir sürpriz oldu

Bir tek Celal arkadaş kalmıştı bakmadığımız. Arkadaşların onu sakladıkları yere doğru gittik. Oraya vardığımızda karşımızda dimdik bekleyen biri olduğunu gördük. Hem çok ürktük hem de dona kaldık yerimizde. Karşımızda duran şehit olduğunu düşündüğümüz ve bu yüzden de arkadaşların sakladığı Celal arkadaştı. Yüzü kan revan içindeydi. Sadece gözlerinin akını görebiliyorduk. Çok kötü bir görünümü vardı.

Meğerse çatışmada kafasından mermi aldığı için arkadaşlar şehit düştüğünü sanmışlar. Oysa mermi kafasını sıyırmış. Fakat yarım saat boyunca kendisine gelmeyince arkadaşlar şehit düştüğünü sanıp bir kayanın altına koymuş ve üzerine kar atmışlar. Düşman bulunduğu yere geldiği halde onu görmeden geçip gitmiş. Çünkü onu arkadaşlar çok iyi saklamışlar. Daha sonra kendisine gelmiş, ama bilincini kaybetmiş bir şekilde uyanmış. Celal arkadaş bizi görür görmez çiftetelli oynamaya başladı ve bir yandan da; “heval heval hevalno” deyip duruyordu. Biz de bu durum karşısında kendi kendimize; “şehit namirin” dedik.

Yaşadığını görünce hem çok sevindik hem de bir şok geçirdik. Hepimiz büyük bir şaşkınlıkla birbirimize bakıyorduk, o ise takılmış kaset gibi ha bire “heval heval hevalno” deyip duruyordu. Biz kazma ve küreklerimizle kaçmaya başladık, ama biz kaçtıkça o da bizim peşimizden geldi. Hiç durmadan aynı şeyleri tekrarlıyordu. Başka da hiçbir şey söylemiyordu zaten. Baktık baş edemiyoruz durduk. Serhildan arkadaş kendine gelip; “Celal arkadaştır bu, biz ne yapıyoruz, demek ki şehit düşmemiş” dedi. Serhildan arkadaş hepimizden daha fazla şoktaydı, çünkü onu yaşam belirtisi görmeyince şehit diye saklayan kendisiydi. Şoku atlatıp kendimize geldikten sonra gidip ona sarıldık. Celal arkadaş ise meğer arkadaşların onu bıraktığını sanıyor ve asıl meseleyi bilmiyordu. Bu nedenle bize çok kızmıştı.

O an çok karışık, iç içe duygular yaşadık. Hem sevinçten uçacak gibiyiz, hem şoktayız hem de büyük bir acı içindeyiz... Celal arkadaşı alıp noktaya doğru ilerlemeye başladık. Fakat geçeceğimiz yol hattında bir korucu köyü vardı. Oradan geçerken çok dikkatli bir biçimde geçmemiz gerekiyordu. Celal arkadaş hiç durmadan; “heval heval hevalno ” dediği için bu bizim için mesele olacaktı. Bir araya gelip ne yapabileceğimizi tartıştık. Arkadaşların bir kısmı “başka bir yoldan gidelim” dedi. O yoldan gitmiş olsaydık yolumuz çok uzayacaktı ve Celal arkadaş da yaralıydı, yürüyemiyordu. Yolumuzu uzatmamız hem bizi hem de onu daha fazla zorlayacaktı. Bir diğer görüş de; tehlikeli yeri geçene kadar ağzını kapatmaktı. Serhildan arkadaş bu görüşe muhalefet etti. Fakat ona izah edip başka çaremizin olmadığını belirttik. Kısa bir mesafeydi. O mesafeyi geçtikten sonra tekrar ağzını açacaktık. Serhildan arkadaşı bu konuda ikna ettikten sonra yola koluyduk. Sağlam bir biçimde noktaya vardık. Bölüğün hepsi noktanın aşağısına kadar bizi karşılamak için gelmişlerdi. Arkadaşların hepsi Celal arkadaşın yaşadığını görünce sevinçten uçacak gibi oldular.

Celal arkadaş genç bir yoldaştı. On yedisindeydi daha. Gewda aşiretindendi. Noktaya gelir gelmez doktorumuz ona baktı ve “şimdiye kadar bir şey olmamışsa bundan sonra hiçbir şey olmaz” dedi. Celal arkadaş üç ay içinde tamamen sağlığına kavuştu. Eskisi gibi yaşama katıldı ve daha başka çatışmalara girdi, eylemlere de katıldı. Bu olaydan bir yıl sonra farklı bir çatışmada şehitler kervanına katıldı.

Onun ardından mücadeleci bir genç yoldaşın bıraktığı izler ve onu bıraktığımızı düşünerek kızdığı için sürekli tekrarladığı o sözler kaldı. Biz de kendi aramızda ne zaman onu ansak hep gülerek bu sözleri tekrarladık.