Komplo yenilgiye mahkûm olmaktadır

BÊRÎTAN CUDÎ

15sibat komplo1

Eski zamanlarda tuzak biçiminde kurulan komplolar bugün çok çirkef bir hal alarak akıl almaz sınırlara varmıştır. O günden bugüne komplolar dalgalanarak büyümüş çapı ve çerçevesi dev bir tuzağa dönüşerek, insanlık adeta beyin ve yürek olarak tek tek avlanma gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. 

Ulaştığı düzey itibariyle sistemin kendisi büyük bir komplo tuzağına dönüşmüştür. Okulundan kışlasına, parasından tüketimine, kadınından erkeğine, kültüründen inancına, sanatından siyasetine kadar her şey komplo aracı olarak kullanılmaktadır. İnsanlık için başlatılan bu komplolar düzeneği ilk olarak kadın karşısında kurularak düğmeye basılmıştır. Mitolojik olarak İnanna karşısında Enki’nin yalan, hile ve zor ile kadın değerlerini ele geçirme komplosunun içeriği bugün katlanarak insanlığın tüm değerlerini gasp etmeye dönüşmüştür. Marduk'un Tiamat'ın bedenini oklarla vurmasından sonra parça parça etmesi bugün “imha et - yönet, böl-parçala-yönet” politikasına dönüşmüştür. Yine sistemin kadını kendi tuzağında kullanma biçimini ise, Enkidu’yu ele geçirmek için kadın bedenini kullanma biçiminde gördük. Kadını düşürerek kendi tuzaklarında kullanma sanatı bugün o kadar çeşitlenmiş ki insan bu duruma çok büyük öfke duymaktadır.

Zaten Kürdistan tarihi baştan sona komplolar zincirinde hapsedilerek bütün bilinen komplolara sahne olmuş bir ülke konumunda bırakılmıştır. Bununla birlikte başkaldırı ve isyanlar da komplolar örüntüsündeki zeminde patlak vermiştir. Çıkışından bugüne kadar komploların amacını ve yöntemlerini iyi okuyan PKK hareketi, komploları açığa çıkarma ve çökertme gibi büyük bir iddianın sahibi olmuştur. Bu yüzden Haki arkadaşın şahadetinden itibaren bizlere karşı yürütülen komplolar 12 Eylül ile tırmandırılmış, içimizdeki tasfiyeci çizgilerle devam ettirilmiş ve 9 Ekim ile başlayan '15 Şubat Uluslararası Komplo' ile zirveye çıkartılması amaçlanmıştır. Rêber APO “15 Şubat komplosu 21. yüzyılın komplosudur” diyerek bu komplonun kapsamına ve büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Böylelikle 20.yüzyılın bitimine çeyrek kala beklenmeyen bu tarihi özgürlük çıkışını tasfiye ederek bu yüzyılı kapatmak ve 21. yüzyıla Öcalan-sız bir giriş yapmak istediler.

Gerçekleştirilen bu komploda kesinlikle Önderliğimizin fiziki varlığı da hedefleniyordu. Atina'nın komploya ön ayak olması, Önderliğin Suriye’ye geçme ihtimaline karşılık daha uçaktayken hazırlanan güdümlü füzelerle kim vurduya getirilmek istenmesi; yine CIA adamlarının hazırladıkları tuzak için Şemsê Kılıç unsurunun Önderliğe silah vermek istemesi vb. birçok olay Rêber APO’nun fiziki olarak hedeflenmesini işaret ediyordu. Güya onların saldırması halinde Önderlik o tabanca ile onlarla çatışacak ve çatışma süsü verilerek imha planı devreye konulacaktı. Ama Önderlik derin hissiyatı ve öngörüsü ile kurgulanan bu oyunu boşa çıkardı. Önderlik Türkiye'ye götürülürken uçakta gözlerinin bağlanması, mahkemede ellerinin kelepçelenmesi ve ortamda dolaşan idam ipleri Kürt halkının ve özgürlük savaşçılarının asla unutmayacağı ve tarihsel olarak ömür boyu hafızalarda kalacak görüntüler olmuştur. Görüldüğü gibi Önderliğe fiziki olarak yönelmeleri hedef olarak hep gündemde tutulmuş ve özgürlük hareketimiz karşısında bu durum bir koz olarak sürekli kullanılmıştır. 'Güneşimizi Karartamazsınız' eylemleri ve Önderlik etrafında kenetlenmek için başlatılan fedai eylemler başta olmak üzere; sadece Kürdistan ve Türkiye’yi değil adeta tüm dünyayı sarsan eylemler ile bu imha planı durdurulmuştur. En önemlisi de Rêber APO’nun, “Yeni bir süreci başlatıyorum” demesiyle birlikte geliştirdiği çözüm modeliyle bu imha konseptinin işlenmez hale getirilmesidir.

Tabii Önderliğin başlattığı yeni süreç sadece imha sürecinin devreden çıkarılmasına yaramadı aynı zamanda tüm devletli güçlerin anlaşmalı olarak hazırladıkları bu komplo karşısında bir hesap sorma biçimi oldu. Özellikle de paradigmanın değişmesi ile uluslararası komplocu güçlerin devletli düzenine karşı alternatif olarak gelişen paradigmasal değişim bu komplodan ideolojik ve politik olarak hesap sorma ve boşa çıkarma biçimi oldu. Bugün uluslararası sistemin kriz haline gelen siyaseti ve her gün ölüm anonsları yapan askeri çözümleri, bunalım yaşayan ekonomisiyle bu paradigmamızın ne kadar haklı ve doğru olduğunu ve 'demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü' paradigmamızdan başka çıkışın olamayacağını tüm yalınlığıyla açığa çıkarmıştır. Yani Önderliğimizin paradigmasal değişimi ve savunmalarıyla beraber ideolojik olarak başlattığı bu hamle ile beraber tarihsel süreç içerisinde komploculuğun zihniyetini ve çirkinliğini, hakikat dışı uygulamalarını tüm çıplaklığıyla deşifre etmiş ve buna büyük eleştirel gücü ile kendi çözüm iradesini ortaya koymuştur. Geliştirilen ideolojik - felsefik çözümlemeler ve sistem analizleri ile uluslararası komplonun bir bütün olarak tarihe, insanlığa, kadına, doğaya, emekçilere ve her türden kesime karşı gerçekleştirilen yönelimin bir sonucu olduğu vurgulanarak, tüm komploların gerçek yüzü deşifre edilmiştir. İşte bu durum uluslararası komplodan gerçek anlamda hesap isteme durumudur.

2006 yılında Önderliğimize karşı geliştirilen tecrit içinde tecrit ve zehirleme olayına karşı Viyan arkadaş Önderliksiz yaşamın olmayacağını haykırarak sözünü eylemselleştirmiştir. Önderliğimize karşı geliştirilen her türlü imha girişimine karşı 'Bê Serok Jiyan Nabe' şiarı ile başlatılan 'Êdî Bese' hamlesi ile cevap verilmiş, her türlü yönelim boşa çıkartılmıştır. En önemlisi de Osman-Botan çetesinin bir bütün olarak partiden sökülüp atılması ve 1 Haziran Hamlesi'nin, Devrimci Halk Savaşı evresine ulaşması sonucunda komplocuların kazanma ihtimalini ortadan kaldırdığımız ve o büyük tehlikeyi atlattığımız için Önderliğimiz; “Sizlere müjde veriyorum, komployu boşa çıkardık” demiştir.  

Bu gelişmeler ve mücadelemiz karşısında ayakta kalamayan sistem Oslo görüşmeleri ile bir nefes almak istemiştir. Görüşmeler devam ederken Sara, Rojbîn ve Ronahî yoldaşlara yönelik Paris'te bir katliam gerçekleştirildi. Uluslararası komplo bu sefer de Sara yoldaş şahsında devam ettirilmek istenmiştir. Bu şekilde içine girilen diyalog sürecinin bitirilmesi hedeflenmekteydi. Bu duruma yönelik de Önderlik karşı bir hamle gerçekleştirip yeni bir süreci başlattı.

 Ancak devletli güçlerin gerçek bir çözümden yana olmadıkları Türk devletinin örneğinde de bir kere daha görülmüş oldu. Devletli güçler her zaman için kendi pratikleri ile bunu açıkça sergilemekten çekinmemiştir. Son olarak adı barış veya çözüm süreci olarak bilinen dönemi (her ne kadar Önderliğimiz tarafından başlatılmış olsa da) AKP hükümeti doğru kullanamadı. Önderliğimizin büyük emeklerle ilerlettiği süreci, tıpkı İsrail’in FKÖ’ye uyguladığı bir plan haline getirerek gerçek çözüm ve barış yerine aldatma ve oyalama ile hareketimizi marjinalleştirmeyi hedeflediler. Oysaki Önderliğimiz halkların geleceği adına oluşturulan her zeminde en tutarlı, seviyeli, esnek ama onurlu tutumu sergiledi. Önder Apo'nun bu tutumuna karşı devlet en tahammülsüz tavrını sergileyerek, bu süreç ile yürümeyeceğini pratik olarak beyan etti. Bu beyandan sonra devlet komplonun sinsi, gizli ve riyakar maskesini bırakarak tekrar inkar ve imha politikasındaki komplocu yüzüne döndüler. Dönmek zorunda kaldılar çünkü ya kendilerini demokratik özde değiştirip bu komploya son vereceklerdi ya da ölümüne kendi devletçi zihniyetlerini dayatacaklardı. Demokratik çözümün çıkarlarına uygun olmadığını düşündükleri için ikinci seçeneği uygulamaya geçirdiler.

Daha düne kadar kendileri Önderliğin çabalarına methiyeler dizerken bugün her şeyi inkar eder hale geldiler. O dönemde Erdoğan’ın yardımcısı Beşir Atalay; “Öcalan’ın mesajı bizim de düşüncemizdir…” derken aynı mevkide olan Yalçın Akdoğan ise; “Abdullah Öcalan, olayları okuma kabiliyetine ve tecrübesine sahip…” demiştir. Eski adalet bakanı Sadullah Ergin ise; “Öcalan, bölgenin durumunu daha sağlıklı yorumluyor” derken Bülent Arınç ise; “Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık…” diyerek o güne kadar devlet eliyle yargıladıkları gerçekleri meşru hale getirdiler. Bugün bütün bu konuşmalarını sanki su üzerine yazılmış gibi inkar etmektedirler. Çünkü komplonun çirkin suretinden biri de yalanlar üzerine kurulu maskeleridir. Ama onlara bu sözleri söyletmek bile Önderlik hareketi için, dayatılan imha ve inkar politikaları karşısında bir başarıyı gösterir.

Böylelikle sözde çözüm süreci ile bizleri istedikleri noktaya getiremeyen AKP hükümeti, daha öncesinden bir koçbaşı olarak bize karşı kullandığı DAIŞ üzerinden de bizi bitiremediğini anlayınca bugün açıktan açığa bir savaş ilan etmekten geri durmamıştır. Hem de tarihinin tüm tecrübeleriyle, tüm kartlarını kullanarak ve hiçbir şeyden sakınmayarak pervasızca savaşmaktadır. Çünkü bunu yapmazsa gittikçe ilerleyen askeri ve siyasi çizgimiz karşısında tutunamayacağını iyi bilmektedir. Eğer bugün bu devlet bu kadar hesapsız ve pervasızca savaşıyorsa bu kesinlikle hareketimizin direnişinin keskin olması ve başarıya giden bir gidişatı adımlamasındandır. Yine TC’nin ta El Bab sınırlarına kadar yönelmesi sadece Osmanlı'nın yayılmacı hayalinin gerçekleşmesi biçiminde yorumlayamayız. Onlar da uluslararası konseptte uzun dönem oralarda kalamayacaklarını iyi bilmektedir. Önderlik paradigmasının ve projelerinin sadece Kürt halkıyla sınırlı kalmayarak bölge halklarıyla yaşam bulması onlar için ciddi bir tehlike olarak varlığını kazandığından her şeyi göze alarak sınır dışı operasyonlara başvurmak zorunda kalmıştır.

Böylelikle son bir yıl içerisinde Kürt Özgürlük Hareketi olarak bize dayatılan çirkin komplonun gerçek yüzünü ve vahşetini her anlamıyla gördük ve yaşadık. Hem de insan aklının ve yüreğinin alamayacağı bir biçimde, komplo gerçekliğinin tüm dehşetiyle yüzleşerek. Ama şu da bir gerçek ki; başta Önderliğimizin ve şehit arkadaşların olmak üzere gerillanın ve halkımızın direnişi sayesinde komplonun biçimi ve içeriği değişmek zorunda kalmıştır. Değişen durum komploculuğun artık eskisi gibi sinsi ve hain suratlarını saklama maharetini gösterememesidir. Komplonun en önemli yüzü ve nitelikleri olan; şiddet, imha etme, kuşatma, ele geçirme ve bunun etrafında dönen tüm hain oluşumları açıktan açığa sergilemekten başka çareleri kalmamıştır. Kürt halkı için neyi reva gördüklerini çok açık ve somut bir şekilde ortaya çıkarmak zorunda kaldıkları görülüyor. Bir de komploculuğun mayasında bulunan hile, yalan, kurnazlık, iftira, tuzak ve arkadan dolaplar çevirme gibi diğer özellik ve nitelikleri saklanamaz hale gelerek tüm bu çirkeflikler, bir bir deşifre olmuştur. Artık Özgürlük Hareketi kapalı kapılar ardında nelerin döndüğünü bilmekte ve ona göre tedbir geliştirmekte karşı hamlelerde bulunmaktadır. Herkes şunu iyi bilmektedir ki, hile yapmak ve tuzaklar kurmak için net olmayan puslu bir hava ve zeminin muğlak olması gerekir. Ya da ortalık duru görülse bile karşıdakinin her şeyden habersiz ve tümüyle tedbirsiz olması gerekir. Arkadan vurmalar ve ördükleri ağlara çekmek ancak bu biçimde olur. Ama Özgürlük Hareketi için artık dostunun da düşmanın da kimler olduğu nettir. Yapacaklarımız belirginlik kazanmış ve hangi zeminde yürüneceği daha da netleşmiştir. Önderliğin sürekli olarak yaptığı uyarılar ile belli bir duyarlılık gelişmiş ve bu sinsi oyun ve tuzaklar boşa çıkarılmıştır. Onun için komplonun hilekâr ve sinsi maskesi bugün tutmamaktadır. Yüz o kadar çirkinleşmiş ve o kadar cüzamlı hale gelmiş ki hiçbir maske bunu saklayamamakta ve koruyamamaktadır. Evet, komplocular halen iş başında bu gerçekliği inkâr edemeyiz ama başta da belirttiğimiz gibi bu komployu hem açığa çıkaran hem de boşa çıkaran PKK-PAJK geleneğindeki direniş çizgisidir. DAİŞ komplosuna karşı binlerce Arîn kendini direniş felsefesiyle donatarak bu çete oluşumunu boşa çıkardı. Artık DAİŞ’in PKK-PAJK çizgisiyle biteceğini dünya âlem kabul etmiş bulunmaktadır. Özgürlüğe tutkun olanlar şahsında komplo boğuntuya uğratılmaktadır. Komploculardan tarihi hesaplaşmadan biri de dünyada dev güçler olarak bilinen ve komploda başat rolü oynayan güçlerin bugün Özgürlük Hareketiyle diyalog kurmaya mecbur kalmalarıdır. Yine direnişimizin açığa çıkardığı gerçekler sayesinde uluslararası komplocu güçlerin birliği zayıflamış özellikle de PKK’nin DAİŞ’e karşı verdiği mücadeleyle beraber bu güçler arasındaki çelişkiler büyüyerek, derinleşmiştir.

On sekiz yıldır sürdürülen komplo gittikçe daha çok ağırlaşmaktadır. Önderliğimiz üzerinden geliştirilen tecrit, işkence sistematiği daha da boyutlanmıştır. Bu süreçte komplo üç aşamalı olarak devrededir. Birincisi; halkımızı tehdit ve soykırım politikalarıyla korkutma, halk tarafından seçilmişleri cezalandırma ve öncüleri işlevsiz bırakmadır. İkinci planı; Qandîl ve Şengal de dahil gerilla güçlerine karşı büyük bir savaş geliştirerek Özgürlük Hareketini imha etmektir. Üçüncü aşama ise; bunlar başarılırsa Önderliği tekrar fiziki olarak hedefleme stratejisidir. Zaten hareketimizde ne zaman yeni gelişmeler ve ilerlemeler yaşansa, düşman hareketimiz karşısında zayıflasa ilk olarak Önderliğimizi hedef almaktadırlar. Çünkü tüm bu gelişmelerin Önderlik sayesinde olduğunu biliyorlar. Son olarak da ihanetçi güruh bu konuda; “PKK’yi kırk sefer bitirseniz bile APO gider kırk birinci sefer PKK’yi kurar” diyerek TC’yi bir kere daha çok çirkin bir şekilde Önderliğimize yönlendirmişlerdir.

Eğer komplo bu kadar dehşet bir hal almışsa o zaman bu hareketin kadroları olarak; 'yapacaklarımız nelerdir?' sorusu önde gelen ve mutlaka cevaplanması gereken bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Her şeyden önce Önderlik için yürütülen hamlelerin yeteri kadar kavranmadığı açığa çıkmaktadır. Sanki sadece Önderliğin güvenliği ile sağlığını gündemleştirme ve tecrit koşulları için siyasal - diplomatik alanda yürütülen çalışmalar ile veya yürüyüşlerle bu hamlenin yürüyeceği biçiminde bir algı var. Elbette bunlar önemli ve başat konular ama en önemlisi bu hamlenin ideolojik, kültürel ve felsefik olarak yaşam bulmasıdır. Her şeyden önce tecrit ile Önderlik düşünce ve fikirlerini engellemeyecekleri ve Önderlik fikirlerini en başta kendimizin özümseyip bunu toplumsallaştırma gibi bir yükümlülüğümüz olduğunu bilmeliyiz. Bu durum Önderlik hamlesinin en önemli kısmı olmaktadır.

Önderliğimizin düşünce ve projelerini topluma taşırmada da belli sıkıntılarımız var. Bu durum yalnızca toplumsal alanda faaliyet yürüten kadrolarımızın yaşadığı bir sorun değildir. Bazı gerilla alanlarımız da halka yakın olan alalardır. Bunun dışında birçok alanda yerel kadrolarımız bulunmaktadır. Her şeyden önce yerel olan kadroları PKK ve PAJK kadrolarına dönüştürmek bizim en temel sorumluluğumuzdur. Bizim esas almamız gereken gerçek şu olmalıdır; bir ortamda Apocu bir militan varsa o ortam kazanılmış bir ortamdır. Bu konuda halka yaklaşımda yeterli öncülüğü yapamayan hatta o ortamı etkilemesi gerekirken kendisi ortamdan etkilenen bazı yaklaşımlar var. Bu açıdan sivilleşen yaklaşımlarla bulunduğumuz alana Apocu yaşam felsefesini taşıyamayız. Demek ki Önderlik hamlesi; Önderliği anlama, yaşama ve yaşamsallaştırma hamlesidir. En başta şu anda zemini mümkün olan Rojava ve Şengal başta olmak üzere bulunduğumuz her yerde Önderlik projelerini uygulama gibi bir yükümlülüğümüz var. Bunu yapmak için Önderlik düşüncelerini anlamak ve özümsemek gerekir. Ama halen de;  “savunmayı anlamıyorum” diyenlerin sayısı az değildir. Üstelik anlamak için yeteri uğraş araştırma içerisinde olunmaması bu hamleyi kendi çapımızda sahiplenmeyi yetersiz ve gecikmeli kılmaktadır. Önderliğin bu konudaki eleştirileri ciddidir. “Beni ne bilimsel yöntemlerle ne kişisel yaşamımla ve ne de siyaset yoluyla tanıyamadınız ve tanımlamadınız” ve devamla; “Merak ettiğim bir şey var, neden anlam gücünüz bu kadar zayıf? Amaç insanı olduğunuzu söylüyorsunuz, o halde neden amaca göre gerçekleşmiyorsunuz? Neden amaç insanı olamıyorsunuz. O kadar eğitim verdik, elimizdeki her türlü imkânla donattık ve ülkeye ulaştırdık. İddia sahibi olsaydınız o güzelim coğrafyada çok şeyi başarabilir, çok şeyi kurtarabilirdiniz. Ama kendinizi bile kurtaramadınız. Peki, neden?” diyerek hepimizi gerçeğe davet etmektedir. Demek ki anlamak Önderliği uygulamada başat bir durumu teşkil etmektedir. Bunun dışında olmak ve yaşamak halen üzerimizde tehdidi olan komplonun sürekliliğini getirir. Zaten yanlış yaşayanlar için Önderlik; “Dışarı çıkarsam gözüme gözükmesinler” diyerek tutumunu net bir şekilde koymuştur. Yine “Gerçeğin içindesiniz ama ondan bihaber yaşıyorsunuz. Yeni devrimcilik anlayışımız fazlasıyla dar, sığ ve toy. Siz daha yaşamınızı bile tamamlamıyorsunuz. Ne devrimcilik yapabiliyorsunuz ne de devrimcilikten vazgeçebiliyorsunuz ama yükünüzü sonuçta bana taşıtıyorsunuz” diyerek bu konuda da devrimcilik anlayışımızın kendine göre olduğunu bunun da yetersiz ve yanlış olduğunu vurgulamaktadır.

Bütün bu belirlemeleri sıralamamızın nedeni; komplonun üçayak üzerinde gerçekleştirildiği ve bu ayaklardan birinin de yetersiz yoldaşlığımızın olduğu gerçeğini hatırlatmak içindir. Yetersiz yoldaşlığımıza ilişkin de Önderlik şu sözleri dile getirerek bizleri eleştirmiştir; “Kazandığımız devrimi bile bize kaybettirdiniz.”  Gerçekten de doksanlı yıllarda büyük ölçüde kazanılan devrim olanakları ve en önemlisi de devrim ruhu yetersiz yoldaşlık yüzünden heba edilmiştir. Bu yüzden Önderlik için yapılan bütün eylemlerde, fedai eylem yapan arkadaşların raporlarında istisnasız olarak; “Başkanım, ben bu eylemimle yetersiz yoldaşlığın özeleştirisini vermek istiyorum” denilmiştir.

Tabii komplolar her ne kadar acılı bir gerçeği açığa çıkarsa da, bu durumun tersinden mücadelemizi daha çok tetiklediği gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Bunun için Önderlik;  “Komplolar mücadeleyi etkiler ve daha da hızlandırır” derken bu komplonun daha büyük direnişlere, çıkışlara ve meydan okumalara yol açtığını ima etmektedir. Rêber APO’yu İmralı işkence sistemine alarak Önderliğimizi bizden fiziki olarak uzaklaştırmaları, sağlık ve güvenlik koşulları için kaygılanmamız ve bunun bizim üzerimizdeki ağır psikolojik etkilerinin olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir. Ama bu durum bizi daha çok hırslandırmakta, Önderliği daha çok anlama istemimizi kamçılamaktadır. Eğer bir insan tek başına on sekiz yıldır direniyorsa ve o koşullara rağmen ayakta kalıp mücadeleyi her anlamıyla sahipleniyorsa bu şekilde sağlanan bir gelişme bize büyük bir direnişi öğütlemektedir. Bir de İmralı sistemi içerisinde çürütme politikaları ile Önderliği ruhen ve zihnen teslim almaya çalıştıkları bilinmektedir. Ama bunu başaramadıkları gibi tam tersine tam da öylesi bir ortamda Önderliğimiz; “Düşünceler yağmur gibi beynime üşüşmüştür” demektedir. Onlar bu komplo ile 'Apo'suz bir PKK' hedeflediler ama bunun mümkün olmadığı daha ilk günden açığa çıkmış, herkesi daha fazla Önderlik etrafında birbirine kenetlemiştir. Yani 15 Şubat Komplosu ile PKK bitmediği, geriletilmediği gibi yeniden yapılandırma ile ve yeni paradigma ekseninde demokratik modernite çözümü yaşam bulmuştur.

Kadın olarak, halk olarak ve insanlık olarak varlığımız tehlike altındayken bu komploların boşa çıkarılması için her yönüyle bir hamle içerisinde olmak gerekir. Önderliğe yapılan komplonun hepimize karşı yapıldığını bilmeyen ve bu gerçeği görmeyen yok gibidir. Hepimizin kurtuluşunun Önderliğin özgürlüğünde olduğunu bilerek sadece komploları boşa çıkarmak değil komplonun zeminlerini ortadan kaldıracağımıza dair inancımız tamdır. Bu gücü Önderlik gerçeğinden, şehitlerimizin mücadele azminden, onların ulaşmak istediği hayallerinin, yaşam iddialarının büyüklüğünden, halkımızın bize dair gelişen beklentilerinden ve gittikçe çirkinleşen politikalarda yaşam nefesi alamayan insanlığın tragedyasını değiştirme sözümüzden alacağız.