PKK kadınlar ve insanlık için çağdaş Nuh gemisidir

KAWENDE HEREKOL

27 Kasım PKK’nin 40. Kuruluş yıldönümünü büyük bir coşku, onur ve gururla kutluyoruz. 40. yılına giren PKK, Kürt kadını başta olmak üzere tüm kadınlara ve yine Kürt halkı başta olmak üzere tüm halklara özgürlük, demokrasi mücadelesinin yolunu açarak kesintisiz bir direniş olarak bugünlere gelmiş.

Rêber Apo’nun ‘Kürdistan sömürgedir’ tespitinden demokratik moderniteye uzanan paradigmasal derinliği ve yükselişinin meşru savunma direnişi ile geliştirdiği wxebûn mücadelemiz bugün 21.yüzyılın kazananı olma yolunda tarihi bir direniş içerisindedir. PKK’nin 40. yıldönümünü bizleri bugünlere getiren ve bugün İmralı koşullarında insanlık tarihinin tanık olduğu en büyük direnişi sürdüren Rêber Apo’ya kutluyor, özlem ve minnet duygularımla selamlıyorum. Rêber Apo’nun demokratik modernite paradigmasının özgür kadın, özgür erkek, özgür toplum modelini geliştirme ve özgür vatanı kazanma direnişçileri olan tüm kahraman devrim şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. PKK’nin 40. yıldönümünü özgürlük için direnen tüm yoldaşlara, kadınlara, halkımıza ve insanlığa kutluyorum.

Zafere en yakın olan yılları yaşıyoruz

Önderliğimiz kırk yılı aşan PKK tarihi ile ters yüz edilmiş tarihi tekrardan ayakları üzerine oturtma mücadelesini nefes nefese ve destansı bir direniş ile Kürdistan coğrafyasını saran ve bugün bölgesel, evrensel karakter kazanan bir düzeye getirdi. 40. yılına giren bu mücadele tarihimiz hakikat yolculuğunun büyük yokluk, acı, zorluklara göğüs gererek ve büyük bedellerle ilerleyerek onurlu, özgürlükçü yaşamın gerçekleşebileceğinin, gerçekleştiğinin ve kazanmayla yüz yüze olduğunu gösteren bir tarihtir. Tarihe hakikat bahşeden, zamana ruh katan, kadın, halklar, insanlık değerlerinin özüne yücelik katarak özgürlük kimliğini ve yaşam hakkını savunan bir değerler toplamıdır PKK tarihi.

Bugün gelinen aşamada PKK biz kadınlar, halkımız ve insanlık için çağdaş Nuh gemisi olmaktadır. PKK’nin 40. yıldönümüne girdiğimiz bu zaman diliminde Kürdistan’da, bölgemizde yaşanan gelişmelere bakıldığında bu gerçek çok çarpıcı bir biçimde görülmektedir.

Önderliğimiz bugün yaşananları yıllar önce yazdığı savunmalarında çok net bir biçimde ifade etmiştir. Beş bin yıllık erkek egemenliğinin, zihinsel, sistemsel, savaşlar ve politikaları temelinde çok kapsamlı çözümlendiği savunmalarında tarihsel ve güncel bağlantıları temelinde geliştirdiği öngörüleri adeta saat gibi şaşmadan doğrulanmaktadır. Aynı zamanda kadınların, halkların yazılmamış tarihinin gücünü gün yüzüne çıkararak tarihi hakikatleri temelinde demokratik modernite paradigması olarak yeniden yazmaktadır. İçinde bulunduğumuz mevcut gelişmeler bunun ispatı olmaktadır. Kuşkusuz bu kolay bir mücadele olarak ilerlememektedir. Yaşadığımız her gün bu gerçeği daha da açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Önderliğimizin bu anlamda 3. Dünya Savaşı olarak tanımladığı tarihi savaşı güncel olarak sıcağı sıcağına yaşıyoruz. Bu savaş pratikte bölge ve uluslararası alanda bir çok gücün dahil olduğu bir savaş. Çelişki, çatışma ve amaçlarında farklılıklar olabilir. Ancak hepsinin ortak noktası iktidarcı, sömürgeci, kadın ve toplum düşmanı zihniyet ve bunun ürünü olan tek tipçi ulus devlet paradigmasıdır. Yani kapitalist modernitenin büyük, orta veya küçük boy matruşkalarıdır. Yer yer birbirleriyle çelişki ve çatışmaları olsa da özsel birlikleri tamdır. Dolayısıyla tüm bunların karşısında İmralı koşullarında Önderliğimiz demokratik modernite paradigması ile en büyük direnişi ortaya koymaktadır. İmralı sistemi ve ağırlaştırılan tecriti tarihsel derinliği içerisinde okuduğumuzda kapitalist modernitenin büyük zulüm, işkence sistemi olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz. Önderlik İmralı’daki direnişini tarihte Prometeus’un kayalıklara çivilenmesi ve her gün ciğerlerinin kartallar tarafından yenilmesine rağmen kendisini sürekli yenileyerek zalimlere karşı direniş örneği ile bizlere anlatmaya çalıştı. Önderlik direnişi de bu anlamda kendisini sürekli yenileme temelinde nefes nefese bir mücadele olarak sürmektedir. Önderlik İmralı koşullarında geliştirdiği savunmalar ve geçen dönemlerde kısacık görüşme zamanlarına sığdırılmış deniz –derya perspektiflerle bu nefesi bizlere ulaştırma telaşında oldu hep. Şimdi iki buçuk yılı aşan bir süredir Önderliğimizle görüşme olmuyor. En son 11 Eylül 2016’da kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı yarım saatlik görüşmeden bu yana da bir yıldan fazla bir zaman geçti. Ve bu kadar zamandır Önderliğimizden hiçbir şekilde haber alamıyoruz. Önderlik en son görüşmelerinde dördüncü stratejik dönem görevlerini başarmamız temelinde önümüze koymuştu. Bu görevler demokratik özerklik sisteminin inşa ve savunmasını gerçekleştirme mücadelesini başarıyla yürütme ve Önderliğimizin sürece özgür, güvenli ve sağlıklı katılımını sağlama görevleri olmaktadır. Ve bu görevleri 3. Dünya Savaşı koşullarında finali gerçekleştirecek tarihi savaş olarak tanımlamaktadır. Bu görevi layıkıyla ve başarıyla gerçekleştireceğimiz inancı ve beklentisini ifade etti. 20. yüzyılda uluslararası güçlerin saldırı politikalarını boşa çıkarmış ve 21. yüzyıla kendisini başarı ile taşırmış bir hareket olarak zafere en yakın gelişmeler içerisindeyiz. İçinde bulunduğumuz dönem ve gelişmeleri tam da buna tekabül etmektedir. Bu gerçeğin farkında olan uluslararası komplo güçleri de tüm kirli, sinsi politikaları ve saldırıları ile devrede. ABD’den tutalım AB ülkelerinin tamamına hakim olan sağcı, muhafazakar, ırkçı ve faşist siyasal iklim bu sistemin maskesinin düşmesi anlamına gelmektedir. Kapitalist modernitenin süper güçleri olan ve liberal ideoloji ile tüm özgürlük, demokrasi arayışlarının kara deliği haline gelen bu ülkelerde faşizmin seçim yolu ile iktidarlaşması artık mızrağın çuvala sığmadığını yani bu yalancı düzenin sürdürülemezliğini gösteren somut durumlar oluyor. Aynı güçlerin Ortadoğu, halklar ve inançlar mozaiğine giydirmeye çalıştığı ulus devlet modelinin yaşadığı kriz ve kaos da gözler önünde. Yani kapitalist modernite, ulus devlet sistemi ve bu yalancı düzenin her türlü mekanizmasında kapatılması zor, büyük bir gedik açılmıştır. Bu gediği açan ve bu tarihsel kırılmayı yaratan Önderliğimiz, özgürlük hareketimiz ve halkımızın yürüttüğü mücadeledir. Kürdistan’da güçlenerek gelişen ahlaki- politik toplum direnişi coğrafyamızın nefes borusu ve yaşam iradesi haline gelmektedir. Bu anlamda kıyasıya ve amansız bir mücadele dönemi içerisindeyiz. Bu mücadelenin her anı, günü, ayı ve yılı yüzyılın çehresini şekillendirme özelliğine sahiptir.

Bakurê Kürdistan’dan, Rojava, Başur, Rojhilat parçalarında ortaya konan özgürlükçü çözüm mücadelesi ve etrafında yaşanan gelişmeler, bunun bölgemiz üzerindeki etkileri ve buna karşı bölgesel, işbirlikçi yerel güçler ve uluslararası güçlerin saldırıları ile yoğun bir süreç içerisindeyiz. Güncel olarak hızlı gelişmeler yaşıyoruz. Ancak bu baş döndürücü hızlı gelişmeler içerisinde Önderliğimizin, ‘tarih günümüzde, biz tarihin başlangıcında gizliyiz’ perspektifi ışığında tarihin derinliği içerisinde an’ın hızına cevap olmaya çalışıyoruz. Başarımızın sırrı da burada yatmaktadır.

Türk devleti uçurumun kenarına gelmiştir

Bakurê Kürdistan’da yaşanan savaş tüm sıcaklığı ve şiddeti ile sürmektedir. Türk devleti kara güçleri ile başarma şansının olmadığı bu savaşı en yeni teknik donanımla kazanmaya odaklandığı kadar varını-yoğunu bu savaşa yatırmış durumdadır. En stratejik olarak Kuzey’de sonuç almaya odaklanmış olsa da Rojava, Başur ve Rojhılat nerede bir Kürt kazanımı görse kırmızı görmüş boğa misali saldırmaktadır. Bu anlamda AKP rejimi ve Erdoğan iktidarı bu savaşa odaklamış vaziyettedir. Aynı zamanda kendisini yenilgiye uğratacak tek gücün özgürlük hareketimiz olduğunu da çok açık görmekte ve itiraf etmekten de çekinmemektedir. Nitekim Erdoğan ‘ben bu mücadeleyi kelle koltukta yürütüyorum ‘ derken bu gerçeği itiraf etmektedir. 2017 yılının başından beri en yeni ve yoğun teknik destekle Kuzeyden Medya Savunma Alanlar’ına kesintisiz operasyon ve saldırı içerisindedir. 2016 baharında gerillayı bitireceğini ve halkı sindireceğini ilan etti. Başaramadı. 2017 baharında büyük bir tantana ile bunu gerçekleştireceğini söyledi. Yıl bitiyor ve yine başarısız. Karadeniz’den, Serhat’a ve Zagroslar’a kadar her yerde eylemsellik güçlenerek sürüyor. Amed’den Botan’a, Cilo’dan Zap’a kadar düşman operasyonlarına vurulan darbelerden, tekniğini etkisizleştirmeye ve Serhat’ın zirveleştirdiği büyük eylemselliğe kadar gerillanın yenilmezliği ortadadır. Tekoşîn arkadaşın gerçekleştirdiği fedai eylem ise yıla damgasını vurmuştur. AKP rejimi ne Bakurê Kürdistan’da halkımızı sindirebilmiş, ne gerillayı etkisizleştirebilmiştir. Tersine daha fazla çıkmaza sürüklenmiştir. Çok derin bir ekonomik kriz, siyasal olarak itibarsızlaşma, bölgesel ve uluslararası alanda daha da artan bir dışlanma ile karşı karşıya kalmıştır. En son Kerkük krizi üzerinden Irak ve İran ile Kürt karşıtlığı üzerinden geliştirmeye çalıştığı ilişkilerin uzun ömürlü olma şansı yoktur. Tarihi Türk- Arap, Türk- Fars çelişkilerinin yanı sıra Suni – Şiia çelişkileri ile istikrarlı ve gelecek vad eden bir ilişki imkanı görünmemektedir. Aynı zamanda İdlib üzerinden Afrin’e saldırı politikaları ile sonuç alamayacağı açıktır. Türkiye devletinin ne Suriye ne de Irak’ın siyasal sisteminin şekillenmesinde söz sahibi olma ve coğrafik olarak konumlanma çabası sonuçsuz politikalardır. Israr etmesi halinde var olan savaşa fiili olarak dahil olması ise kaçınılmazdır. Faşist politikalarındaki ısrarına bakılırsa Türkiye de Suriye ve Irak’ın akıbetine son hızla koşmaktadır. Bu anlamda Bakurê Kürdistan’da yürüttüğümüz gerilla mücadelesi ile Türk devleti uçurumun kenarına gelmiştir. Çok daha fazla derinleştirilmiş, güçlendirilmiş, yaygın ve derinlikli mücadele ile bu soykırımcı devleti yenilgiye uğratma görevi en yakıcı hali ile önümüzde durmaktadır. Bu Bakurê Kürdistan başta olmak üzere tüm parçalardaki kazanımlarımızın da teminatı olacaktır.

Sıcak savaşın en yoğun sürdüğü diğer parçamız ise Rojava olmaktadır. 17 Ekim’de Rakka’nın özgürleştirilmesi tarihi bir anlam ifade etmiştir. Rakka’nın özgürleştirilmesi ile DAİŞ barbarlığı, vahşeti sona erdirilmiştir. Ezîdî kadınlar başta olmak üzere tüm kadınlar, halkların düşmanı olan bu çete güçler yenilgiye uğratılmıştır. Rakka operasyonunun startını veren de özgürlüğünü dünyaya duyuran da YPJ olmuştur. Bu kadın özgürlük çizgisinin ortaya koyduğu iradenin başarı gücü olmaktadır. Tüm dünya bunu hayranlıkla izlemiştir. DAİŞ adıyla bir vekalet savaşı yürütüldüğü bilinmektedir. Ulus devlet güçleri adına DAİŞ’in vekaleten yürüttüğü bu savaşta Kürt kadını, halkı ve bölge insanları başarı kazanmıştır. Ancak henüz tehlikenin tümden ortadan kalktığı belirtilemez. Çünkü artık devletler DAİŞ maskesi ardına sığınmadan kendi kimlikleri ile sahneye çıkacaktır. Rojava’nın statüsünden Suriye’nin geleceğinin şekillenmesine kadar gelişecek sistem tartışmasında artık bu güçler devrede olacaktır. Dolayısıyla Rojava devrimini ve Demokratik Suriye’nin geleceğini teminat altına alma da bizleri daha kapsamlı, derinlikli, yoğunluklu ve çetrefilli bir süreç beklemektedir.

Başurê Kürdistan’da yaşananlar ise çelişki ve çatışmaların derinleşeceğine işaret etmektedir. KDP’nin Şengal’den kaçışı ve halkımızı katliamla yüz yüze bırakmasından, Rojava’daki provakasyonlarına, 16 Nisan’da Türkiye’deki referandumda Erdoğan’ı desteklemesine kadar yaşananlar Kürt kadınları ve halkının hafızasında derin ve silinmez izler bırakmıştır. İşbirlikçi, teslimiyetçi ve ihanetçi çizginin bu kadar çıplak bir biçimde görünür hale gelmesi KDP’nin sonunu getirmiştir. Hem Kürt halkı nezdinde bir bitişi yaşamış hem bölgesel denklemde yer bulamamış hem de uluslararası alanda itibarsızlaşmıştır. Güçlenen PKK karşısında hızla eriyen KDP kendisine nefes borusu açmak için Başurê Kürdistan’da referandum gerçekleştirerek küçük bir devletçik ile kendisini kurtarabileceğini düşünmüştür. Ancak bu adımın üzerinden yirmi gün geçmeden Haşdi Şabi güçlerinin saldırısı karşısında tek mermi sıkmadan Kerkük başta olmak üzere Maxmur ve Şengal’den kaçmış. Halkı yine zalimler karşısında kaderine terk etmiştir. Önderlik ve hareketimizin ulusal birlik ve savunma çağrılarına yanıtı tarihi işbirlikçilik ve ihanette ısrar şeklinde olmuştur. KDP şahsında Kürt düşmanı Türk, İran, Irak devletlerinin işbirlikçi Kürdü bile kabul etmediği bir kez daha görülmüştür. Hareketimizin Başurê Kürdistan’daki varlığı ve mevzilenmesini hedefleyen bu saldırılarla KDP çok daha fazla sindirilerek denetim altına alınmıştır. Referandum ile nefes alacağını düşünen KDP kaybetmiş, hareketimiz ise tüm saldırı tehditlerine rağmen büyük kazanmanın olanaklarına kavuşmuş durumdadır.

İran devleti ise bölgede süren bu savaşta Irak ve Suriye devletlerini siyasal ve askeri olarak yöneterek savaşı kendi sınırları dışında yürütmeye çalışmıştır. Ancak Haşdi Şabi güçleri ile Başurê Kürdistan’da geliştirdiği saldırılarla daha fazla deşifre olmuştur. Haşdi Şabi ile bir Şiia koridoru oluşturarak Akdeniz’e kadar ilerlemek istediği daha ayan beyan bir durum olmuştur. Ve DAİŞ’in Irak-Şam İslam devleti projesi nasıl tutmadıysa İran devletinin de Haşdi Şabi’güçleri ile geliştirmek istediği Şia koridoru da tutmayacaktır. Gelişmeler İran’ın bölgesel savaşa sürüklenmesini hızlandırır gibi görünmektedir. Olası bir savaşta ise Rojhilat parçamız hem mevzilenme ve hem de örgütlenme gücü ile en hazırlıklı güç durumundadır.

Başarının sihirli formülü fikir, zikir, eylem birliği perspektifinde yatmaktadır

Bir bütünen baktığımızda Önderliğimizin tüm ısrarları ve çağrılarına rağmen demokratikleşmeyen ve varlığını Kürt inkarı ve imhasına dayandıran Türkiye, Suriye, Irak, İran devletlerinin ve ulusal birliğe gelmeyen KDP’nin içine düştüğü durumlar kaybedenin iktidarcı, ulus devletçi yapılanmalar olduğu görülmektedir. Önderliğimiz öncülüğündeki özgürlük hareketimiz ise demokratik modernite paradigması, demokratik ulus ve demokratik konfederalizm çözümü ve meşru savunma direniş çizgisi ile Kürdistan’da, bölgede ve uluslararası alanda daha fazla anlaşılmakta ve yükselen değer haline gelmektedir.

Yaşanan bu gelişme ve ortaya çıkan tarihi kazanım şansı elbette büyük saldırılar altında verilen direniş ile gelişmektedir. Her günü, her anı nefes nefese bir mücadele ile yürümektedir. En başta Önderliğimiz üzerinde yürütülen tecrit ve yer yer gelişen spekülatif haberlerle kaygılarımız çok daha fazla derinleşmektedir. Bu yüzden mücadele düzeyimizin Önderliğimizin durumunda değişiklik yapacak bir ivme kazanması gerçeği tüm yakıcılığı ile önümüzde durmaktadır. Önderliğimizin özgürlük, sağlık, güvenlik koşulları elbette bizim her alanda yürüttüğümüz mücadelenin sonuçları ile mümkündür. Ve bu konuda tarihi görevler başarılmak üzere önümüzde durmaktadır. Önderliğimiz bizim başaracağımıza dair inancını ve beklentisini hep ifade etti. Ve bu görevlerin başarılması içinde partileşme temelinde fikir, zikir, eylem birliğine dikkat çekti. Başarının sihirli formülü fikir, zikir, eylem birliği perspektifinde yatmaktadır.

Önderlik anlaşılarak uygulanır. Bu yüzden Önderlik gerçeği, savunmalar, çözümlemeler okunmadan, anlaşılmadan pratikleşmede istenen başarıyı yakalamak mümkün değildir. Önderlik kırk yıllık mücadele ile ortaya koymuştur ki anlamak başarmak, başarmak anlamak demektir. Bu yüzden mücadele tarihimizi çok iyi bilmek ve öngörülü olmak, hızla yenilenebilen bir esneklik, tempo ve tarz tutturmak gerekmektedir. Ortada çok net bir durum vardır. Olası tüm gelişmelerin yolu savaşa odaklanmıştır. Savaşın sonuçları her şeyi belirleyecektir. Bunun dışındaki tüm yollar kapalı vaziyettedir. Önderliğimiz 3. Dünya Savaşı koşullarında yürütülen savaşın tarihselliğini ifade ederken savaşın kapsam ve derinliğine göre bir hazırlık ve sonuç alıcı tarzı geliştirmeye odaklanmamızı işaret etti. Bu yüzden ‘eskisi gibi savaşılamayacağı ve yaşanılamayacağının’ vurgusunu yaptı. Kırk yılı bulan mücadele tarihinde açığa çıkan çok güçlü bir savaş tecrübesi oluştu. Bu tecrübenin gücü ile sürekli yenilenmek başarıya açılan yol olmaktadır. Önderliğimiz öncelikle bu savaşın kapitalist modernite ve demokratik modernite arasında bir kimlik savaşı ve ulus devlet ile demokratik modernite arasında bir sistem savaşı olduğunu ifade etti. Kapitalist güçlerin zorba, zalim, talancı savaşları en yüksek teknikle donanmış olabilir ancak hakikatin gücü ile bilinçlenmiş, örgütlenmiş meşru savunma güçleri karşısında kazanma şansı yoktur. Savaşı en yoğun ve şiddetli bir biçimde yaşayanlar olarak bu savaşın adaletsiz ve dengesiz koşullarına rağmen gerillanın meşru savunma çizgisinin başarısına her gün yenilerinin eklendiğini yaşayarak görmekteyiz. Kırk yıllık mücadele tarihimiz ve ortaya çıkan sonuçlar bunu dost-düşman herkese göstermiştir. Önderliğimiz parti tarihimizde Haki Karer yoldaşın şahadetine partileşme, Agîd yoldaşın şahadetine ordulaşma gibi tarihi cevaplar yaratmış, uluslararası komploya karşı mücadeleyi, tarihi kazanacak demokratik modernite paradigması ile zirveleştirmiştir. Aynı zamanda Bêrîtan yoldaşın şahadeti kadın ordulaşması, Zîlan yoldaşın şehadeti fedaileşen kadın ile yükselen kadın kurtuluş ideolojisi ve partileşmesi ile taçlandırmıştır. Parti tarihimizin kırk yıllık direniş kültürünü kendi şahıslarında zirveleştiren dönem şehitlerimiz Çiyager yoldaşın ’Ne olursa olsun son muhteşem olacak’ sözünün somutlaşan gücü olmaktadır. Partimizin kırkıncı yılında bu sözün pratik gücü olarak Önderliğimizin sürece özgür-güvenli, sağlıklı katılım koşullarını oluşturma başta olmak üzere kadınların, halkımızın özgürlük kimliğini kazanma, bölge halklarına demokratik ve onurlu yaşam sağlama temelinde dönem görevlerini başarmada irade, ısrar ve kararlılığımız kesindir. Şehitlerimize verdiğimiz zafer sözünü gerçekleştirerek anılarını yükselteceğiz. Bu temelde bir kez daha PKK’nin 40. yılını büyük bir heyecan, coşku ile kutluyorum.