Direniş tarihe yön veren asıl hakikattir

ZOZAN ÇEWLÎK

bese simal guncel

Nisan ayına girerken Önder APO’nun doğum gününü başta Önderliğimize ve tüm halkımıza yine Önderlikte özgürlüğü gören ve buna inanan herkese kutluyoruz. Önder APO, bir halk önderi ve özgürlük umudu olarak Kürdistan’da doğmuş, Kürt halkının tarih boyu çektiği acıların sonu olacak mücadelemizi başlatmıştır.

Bugün ise Önderliğimizin geliştirdiği ideoloji tüm Ortadoğu’yu ve dünyayı aydınlatan bir özgürlük güneşi aydınlığına ulaşmıştır. Özgürlük güneşi her gün daha da yükselecek ve tüm insanlığı aydınlatacaktır.

Tarihten günümüze direnişlerle sembolleşen Mart ayını geride bıraktık. Bu yıla damgasını vuran Efrîn’de devam etmekte olan çağın direnişidir.

Efrîn’de yaşanan savaş, Dehaq mitolojisinin egemenler gerçeğini ne kadar iyi ifade ettiğini daha somut anlamamızı sağlıyor. Egemenler halkların kanıyla beslenerek varlıklarını sürdürüyor. Dahası birbirleriyle halkların canı pahasına savaşıyor ve iktidar kavgası veriyorlar. Çağın Dehaq’ı Erdoğan siyaseti, Dehaq’ın mitolojide neden gençlerin beyniyle ayakta kaldığını anlatan en somut örnektir. Erdoğan’ın hastalığı iktidar hastalığıdır onun için Erdoğan bugün iktidar krizi yaşıyor. İktidardan düşmesi demek onun için ‘yok olmak’ demektir. Onun için son yıllarda bizimle yürüttüğü her savaşı varlık ve yokluk savaşı olarak nitelendirdi. Nitekim de öyledir. Bugün Efrîn’e saldırarak özgürlüğü somutlaştırmış toplumsallığı yok etmek istiyor. Elbette bu kanlı saldırılarda Erdoğan tek değil, halkların özgürlüğünden korkan tüm uluslararası güçler Erdoğan’ın hunharca halklara ve özgürlük değerlerine saldırmasını körüklemektedir. Ama tarih Demirci Kawa’yı yazmıştır. Kawa’nın direnişi nedeniyle Dehaq’ın adı lanetli olarak tarihe geçmiştir. Tarih Kawa’yı yazmıştır çünkü o Dehaq’ın tüm hiddeti ve iktidar gücüyle saldırmasına rağmen onu yenmeyi başarmıştır.   Bugünde tüm Kürdistan’da ve Efrîn’de süren direniş çağın Dehaqlar’ına karşı bir direniştir ve direnenler başarmıştır.

Tarih, mitolojide Dehaq’ı Amerika’da kadınları katleden patronları lanetlediği gibi, bugünün tüm katilleri de tarihe lanetliler olarak yazılacaklardır. Tarih direnenlerin kahramanlıklarını yazacak, katiller tarihe lanetliler olarak geçecektir. Önderliğin şu sözünün haklılığı her direniş sürecinde bir kez daha açığa çıkmaktadır. “Devrimler yenilmez onlar halkların zihninde hep yaşarlar.” Çünkü direnenler ancak varolma şansına sahiptirler. Direnmezsen zaten yok olmuşsun demektir. Direnmek yaratmaktır, direnmek var olmaktır. Teslim olan fiziki olarak var olsa da egemenlerin istediği gibi yaşam ona dayatılacak ve soykırım kıskacında ruhu, zihniyeti yok edilecektir. Kendin olarak varolmak direnmekten geçmektedir.

Efrîn halkı bugün göstermiş olduğu direnişle bunu tüm dünya ya gösterdi. Kendisi olma, toprağını savunma, kültürünü ve tarihini sahiplenmede özgürlük tutkusunu açığa çıkardı. Verilen bedeller bu özgürlüğün anlamını yarattı. Avesta Xabur, Barîn Kobanî, Rosyar, Îlam, Polat yoldaşlar bu direnişin keskin çizgileri oldu. Efrîn’de somutlaşan direniş karşısında tüm Kürt halkı Efrîn’le tek yürek oldu. Kürtlüğünden kaçarak ayakta kalacağını sananlar bile Efrîn’le Kürtlüğünü hatırladı ve Efrîn sayesinde devlete tavır koyma gücünü buldu. Tüm dünyadaki özgürlük arayışçıları ve direniş güçleri Efrîn’de birleşti. Devletlerin halkalara sömürüden başka bir vaatlerinin olmadığı, özgür yaşamak isteyen halklara katliam silahlarıyla saldırdıkları gerçeği açığa çıktı. Egemenlerin vahşi yüzü tüm dünyanın gözü önünde teşhir oldu. Efrîn’de devletçi zihniyet bütün çıplaklığıyla kendini gösterdi. Sade bir yaşam tarzıyla özgürce yaşayan bu kente tüm tank, top, uçaklarıyla dünyayı fethedercesine saldırmaları acizliklerinin gözler önüne serilmesini sağladı. Bu öfke özgür toplumdan duyulan korkunun öfkesiydi.  Bu öfke kendi bitişlerinin öfkesiydi. Halklar, Efrîn şahsında egemenlerin toplum düşmanı yüzünü ve özgür toplumdan ne kadar korktuklarını gördü.

Bugün Efrîn’de çocuklar, yaşlılar ve kadınlar katledilirken uluslararası kapitalist güçlerin bu durumdan kaygılı olduklarını belirtmeleri ikiyüzlülüklerinin itirafıdır. Ya da; ‘TC’nin Efrîn saldırısı DAİŞ’e karşı savaşı yavaşlatıyor’ açıklaması tam bir vicdansızlıktır. Oysa Efrîn’deki halkın TC devleti tarafından katledilmesi DAİŞ’in yaptığının aynısıdır. Ama tüm dünya susmuş Erdoğan’ın vahşi saldırılarını izlemekte, bu durumun kaygı verici, düşündürücü olduğunu söylemektedir. İşte Avrupa liberal zihniyetinin taş yüreği budur. Salt kendi hukuk yasaları gereği bu açıklamaları yaparken aslında Erdoğan’ın bu katliamı yapmasına oy birliğiyle karar verilmiştir. Hegemonyanın diğer ayağı ise Rusya’dır. Rusya ise Türkiye’yi kışkırtarak onaylayarak ABD’den ve NATO’dan uzaklaştırıp kendi yanına çekmek istemektedir. NATO’nun zayıflaması Rusya’nın güçlenmesi olacaktır. Türkiye ve kapitalist devletlerin arasını açmak için bu savaşı onaylamakta, savaşın durmaması için elinden geleni yapmakta ve Kürtlere açık düşmanlık yapmaktadır.

Türkiye tarihine baktığımızda daha Kurtuluş Savaşı aşamasından itibaren, o dönemin iki kutuplu dünyası koşullarına göre kapitalist ya da sosyalist cepheye kendini yakınlaştırarak güç olmaya çalışmıştır. Türkiye’nin her iki bloğun ortasında olmasının getirdiği jeostratejik konum, ona her iki cepheye göre denge siyaseti yürütme avantajı vermiştir. TC, sosyalist bloka yakınlaşma tehdidiyle kapitalist bloktan taviz istemiş, yeri geldiğinde ise sosyalist bloka yakınlaşır görünerek, kapitalist bloktan taviz istemiştir. Türkiye, hegemon devletlerle boy ölçüşecek bir güç olmadığı için onlardan koparacağı tavizde ancak ayakta kalmasını sağlayacaktır. Bu devletlerde elbette Türkiye’yi bu konumu yüzünden birbirlerine karşı kullanmışlardır. Türkiye hiçbir zaman bağımsız, kendi siyasetini belirleyen bir ülke olmamıştır. Siyaseti dış güçler tarafından belirlenmiş ve Türkiye’de buna sadık kalmıştır.

Bugün reel sosyalist cephe yıkılmış ve Rusya bir hegemon cephe olarak yine Amerika’nın karşısında yer almaktadır. Devam etmekte olan 3. Dünya Savaşı dünya hegemonyasına oynayan ABD ve Rusya arasında bir iktidar kavgasıdır. Oysa bu güçler birbiriyle savaşmazken şu anda sahada en aktif rolü Türkiye’ye vermiş durumdadırlar. Dünya hegemonu olarak bilinen Amerika, geçmiş süreçteki Ortadoğu politikaları nedeniyle hegemonyası zayıflamış görünüyor. Bunu fırsat bilen Rusya ise dünya hegemonu olmak için her türlü katliamın altına imza atmaktadır. Türkiye’nin Efrîn saldırısını gerçekleştirmesinin altında aslında bu güçlerin iktidar ve hegemonya savaşı bulunmaktadır.

Çağın Dehaq’ı Erdoğan, Kürdistan’ın dört parçasında yükselen özgürlük ateşini nasıl söndüreceğini bilmediği gibi şaşırmış bir durumdadır. Bu nedenle nerede bir özgürlük çığlığı varsa susturmaya çalışmaktadır. Efrîn’e saldırırken sanki tüm dünyayı fethediyormuş gibi savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Türk devletinin tüm imkanlarını bir kent üzerinde kullanarak burayı işgal etmeye çalışmaktadır. Ve yine de bu iradenin kendisi karşısında kırılmadığını görmek onu çıldırtmaktadır. Çünkü Efrîn, tüm dünyaya umut kapısıdır. Özgürlüğün umut ışığıdır, Efrîn’de tüm halklar adına bir direniş sürmektedir. Özgürlüğün bahara durduğu Kürdistan’da Rojava devrimi çiçeklenmiştir. Bu devrimin en nadide çiçeği elbette Efrîn’dir. Tarihi, coğrafyası, emeğe bağlı toplumu ile Efrîn hep özgürce yaşamış olan bir kenttir. Erdoğan saldırılarıyla köyler, kentler yıkabilir. Coğrafyanın doğasını bozacak kadar tüm tank, top, uçak ve silahlarıyla saldırabilir. Ama akıllara ve yüreklere kazınan özgürlük ruhunu ve zihniyetini söküp alabilecek midir? Üstelik her saldırısı bu ruhu tam tersine daha da büyütmektedir. Efrîn’de özgürlük kazanmıştır.

Kürt halkı her yıl özgürlüğe biraz daha yakınlaşmaktadır. Buna karşı hegomon güçlerin paniği ve özgürlüğü engelleme saldırıları her yıl daha da tırmanmaktadır. 2018 yılı yoğun bir savaş yılı olarak başladı. TC devleti kış sürecinde Efrîn’e saldırarak Kürt halkını bu savaşa hazırlıksız yakalamak istedi. Yine gerillanın devreye girmesinin koşullar nedeniyle önünü almak istedi. Oysa artık gerilla savaşta yaz kış olgusunu aşmış düzeyde bir savaş çizgisini geliştirmiştir.

Yeni bir bahar elbette gerilla için yeni ve kızgın bir mücadele sürecine giriş demektir. Kış boyu beklenen bahar, savaşa aktif katılımın bekleyişiydi. Kadın gerilla gücü olarak tüm kış yoğunlaşmaları 2018 savaşına en güçlü bir katılımı göstererek tarzda, taktikte yeni dönemin görev ve sorumluğuyla hazırlandık ve kendi rengimizle en aktif şekilde katılma iddiasındayız. 2018 yılı, Önderliğin özgürlük yılı kararlığı yapma temelindedir. Gerçekleşen Efrîn saldırısına karşı gerilla güçleri ve YJA Star olarak TC devletine öfkemiz daha da büyümüştür. TC devletinin Efrîn’e saldırmasının bir sebebi de gerillaya karşı geliştirdiği imha konsepti sonuç almamış ve gerilla geçen yıl TC güçlerine ağır darbeler vurmuştur. Buna karşı TC devleti kadın, çocuk, yaşlı demeden Efrîn halkına saldırmış, coğrafyayı tahrip ve işgal etmeye girişmiştir. Efrîn’in direniş çizgisi Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yeni bir aşamayı yaratmış ve bizlerinde savaş kararlılığını daha da yükseltmiştir. Efrîn’de katledilen çocuklar başta olmak üzere sivillerin intikamını almak bu yılki mücadelemizin temel hedeflerinden olacaktır. Efrîn’in ve Rojava’nın öz çocukları olan Avesta, Barîn, Îlam yoldaşların fedailik çizgisi, kendi toprağına bağlılık ve koruma tutkuları bizlerinde mücadele duruşuna yol olacaktır.