Rojava Kadın Devrimi Dünya Kadınlarının Umudu Oldu

02 07 18 rojava

Bir yandan hegemon güçlerin bölgede geliştirdiği egemenlik savaşı diğer yandan demokratik devrim gelişimi ve olasılığı Ortadoğu’yu oldukça karmaşık ve tam kaotik bir hale getirmiştir. Uluslararası hegemon güçlerin kendi iç çelişkileri ve çözüm konseptleri de böylesi süreçleri kontrol edebilme gücünde değildir.

Amerika ile Rusya arasındaki çelişkiler sistemin kendi iç çelişkileri olabilir fakat onu da aşan ve tarihsel sürece esas damgasını vuran, harekete geçiren çok daha temel ve köklü çelişkilerdir. Her türlü uluslararası müdahalelerin planlanan ve istenen sonucu vermeme olasılığı yüksektir. Genelde bu planlarda halklar iradesizce ve alışılmış bir çaresizlikle bu güçlerin çıkarlarının kurbanı olur, ancak köklü tarihsel-toplumsal gelişimler ve değişimler farklı irade tanımazlar, kendi dinamiğini yaratırlar. Her iki “süper güç” de bölge güçlerini ve halklarını karşı karşıya getirme ve savaştırma politikaları ile bütün tarafları kontrol etme, yönlendirme ve kendine muhtaç hale getirme operasyonlarını temel bir politika olarak geliştirmektedir.

Küresel sistemin kendi iç çelişkileri de Üçüncü Dünya savaşının gelişiminde önemli bir itici güçtür. Özellikle Ortadoğu gibi dünya kaynaklarının büyük bir bölümünün bulunduğu bir bölgede bu gerçekliği göz ardı etmek mümkün değildir. Bölgedeki büyük güçler arasındaki dengelerde hızlı veya ani değişimler her zaman mümkündür. Böylesine kaotik bir dünya savaşı gerçekliğinde politik dengelere bel bağlamak veya bunlara göre politika belirlemek büyük riskleri beraberinde taşımaktadır. Çünkü günlük-anlık olarak dengeler değişebilmektedir, bugün “dost” olan, yarın “düşman” olabilmekte veya tersi durum da mümkündür. Çok kızgın ve her bir küresel güç için hayati önemde olan paylaşım savaşı, kalıcı ve uzun vadeli ilişki ve çıkar ortaklığına izin vermemektedir. Efrîn savaşı bu gerçekliği bütün riskleri ve yakıcılığı ile ortaya koydu. Böylesine karmaşık ve bölge halkları için ciddi soykırım tehlikesini barındıran bir süreçte üçüncü çizgi önemli bir gelişim gösterse de, politik ve örgütlülük anlamında kendisini bir alternatif güç haline getirmede yetersiz kalmıştır. Bütün gerici-faşist-milliyetçi ve kapitalist güçlerin kendilerini bir sistem halinde hızla örgütleyebilme ve politikaya kavuşturma gücüne sahiptirler. Sistemin kendisini bu düzeyde küreselleştirmiş olması önemli bir etkendir. Bunun karşısında devrimci-demokratik gelişim çizgisi daha örgütsüz ve politikleşmemiş olarak durmaktadır. Aynı örgütlülüğü ve politik gücü devrimci-demokratik-yurtseverliğe dayalı cephe geliştirememektedir. Stratejik-taktik doğrultu ve pratik politikanın yetersizliği böylesine kritik bir sürecin demokratik çıkış zeminini zayıflatmakta ve gelişimini zorlaştırmakta; sürecin askeri zemine dayalı sonuç alması ise günümüz Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinde gerçekçi değildir.

1. ve 2. Dünya paylaşım savaşları dönemlerinde esas olarak proletarya öncülüğünde anti-emperyalist ve anti-faşist mücadelenin devrimci çizgi temelinde geliştirildiği bilinmektedir. Bu temelde 20. yüzyıl karşı devrim ve faşizm dalgalarının yükseldiği bir yüzyıl olmakla birlikte etkili ve küresel düzeyde işçi-köylü ittifakına dayalı proletarya öncülüğünde bir devrim çağının da yaşandığı bir yüzyıl olmuştur. Ulusal kurtuluş hareketleri, sosyal demokrasi hareketleri ve reel-sosyalizm şahsında 20.yy devrim deneyimleri önemli sonuçlar elde etmekle birlikte sonuçta devletçilik ve iktidarcılık temelinde sisteme önemli oranda entegre edilmişlerdir. Devrimci Hareketlerin toplumsallaşamamasının ve devletçi-iktidarcı sisteme dahil edilmesinin sonuçları ağır olmuştur. 21. yüzyıla gelindiğinde dünya çapında alternatif özgürlükçü toplum arayışlarının, umut ve hayallerinin giderek sönümlenmesi, kapitalist sistemin tek alternatif gibi kendisini sunmuş olması en önemli sonuçlardan birisidir. Önderlik bu deneyimleri kapsamlı bir çözümlemeye tabi tutarak 21. yüzyılın bir kadın yüzyılı olacağını belirtmiştir. 3. Dünya savaşı bir paylaşım savaşı olmanın yanı sıra esasta en belirgin özelliği her türlü alternatif demokratik toplumsal sistem arayışlarını ve toplumsallığın kaynağı olarak kadını hedef almasıdır. 3. Dünya savaşı salt bir paylaşım savaşı değildir. Hatta en belirgin özelliği her türlü alternatif yaşam ve özgür toplum çıkışlarının her koşulda ezilmesinin esas alınmasıdır. Tünelin ucundaki tek ışık ve çıkış olarak kapitalist sisteme hızlı bir şekilde koşmanın dışında hiçbir irade, umut ve arayışın bırakılmamak istenmesidir. Denilebilir ki Önderliğe İmralı’da dayatılan ne ise Efrîn ve şimdi de Medya Savunma Alanlarında dayatılan da aynısıdır. Çok kapsamlı ve planlı bir ideolojik savaştır. Bu kadar teknik güce dayalı dehşet bir savaş, Önderliğe dayatılan bu kadar derinleştirilmiş tecrit ve kadına dayatılan ya kölelik ya da vahşete dayalı ölüm hepsi teslimiyete sürükleme ve ideolojik çöktürme planlarının en temel ayakları durumundadır. Dolayısıyla 3. Dünya savaşı özünde bir ideolojik ve zihniyet savaşıdır.

Bütün devrimlerin büyük emek ve kahramanlık destanlarının yanında bir de ideolojiyi yaşamsallaştırmada ve kendini toplumsallaştırmada yaşadıkları büyük kırılma ve erken bir biçimde iktidarcı devlet sistemine kayma gerçekliği vardır. En büyük kırılmanın ise kadın gerçekliğinde ve toplumsal zeminde yaşandığı bilinmektedir. Kendisini toplumsallaştıramayan ideolojiler birer hayal olmaktan ve hatta yaşamda karşılığını bulamadığında hızla kaskatı bir propaganda aracı olmaktan öteye geçememektedir. Toplumsal aklı ve dinamiği harekete geçirme, ona nüfuz etme, değişime uğratma yeteneğini kaybeder.

Yedinci yılını geride bırakan Rojava Kadın devrimi kendi özgücüne dayalı güçlü bir örgütlülük ve öz savunma gücüne kavuşması ve kendisini Ortadoğu ve dünya çapında yayması bölgedeki statükoları ve uluslar arası hegemon güçlerin konseptlerini boşa çıkaracak yegane güçtür. Efrîn savaşının bize açık bir şekilde gösterdiği bir diğer gerçeklik; uluslararası güçlerin ve bölge devletlerinin Rojava’da gelişen kadın devrimini kendi hegemonyaları için büyük bir tehdit olarak gördükleri ve önünü almak için her türlü kadın kırım politikalarını geliştirmede sınır tanımadıkları olmuştur. İrade kazanan, örgütlenen ve demokratik devrime öncülük eden kadın özgürlük çizgisinden korkuyorlar. Saldırılarının dozajı ve sistemli bir kadın kırımını hedeflemeleri bunu açık bir şekilde göstermektedir. Bir yandan kadın devriminin açığa çıkardığı gelişmelerin Ortadoğu’daki köle kadın gerçekliğini sarsması, bütün dünya kadınlarının dikkatlerini ve arayışlarını bu alana yöneltmesi, DAİŞ ile mücadelede kadının YPJ şahsında örgütlü savaş gücü ve bunun toplumsal bir kadın iradesi ve örgütlülüğüne dönüşümü emperyalist güçler için ciddi bir tehdit olarak gelişmektedir. Dolayısıyla halklar topraksız, kültürsüz ve tarihsiz bırakılmak istenirken kadın bir daha aydınlanmayacak, bir daha iradeli-örgütlü hale gelemeyecek düzeyde, bir daha mücadele edemeyecek ve kendisi olamayacak kadar bir kırılmaya uğratılmalıdır. Ortadoğu’da ve dünyada bu kadar kadın kırım politikalarının, bu kadar şiddetin geliştirilmiş olması bununla alakalıdır. Burada da bölgede bunun öncülüğünü yapan en vurucu güç TC’dir ve AKP faşizmidir.

Kadın kırım politikalarının inceltilmiş, daha derinden seyreden ve kesinlikle kadın örgütlü sistemini hedefleyen dayatmaların önümüzdeki süreçte özellikle uluslar arası hegemon güçler tarafından geliştirileceği ayan beyan ortadadır. 21. yüzyıl çok daha kapsamlı ve çetin bir kadın özgürlük mücadele yüzyılına dönüşmektedir. En önde bu mücadeleyi yürüten güç olarak, olası emperyalist politikaları ve konseptleri doğru görme, örgütlü gücünü ve mücadele iradesini güçlendirme ve en önemlisi de halkların ve kadınların savaşan halk gerçekliği temelinde geliştirilmesinde öncülük misyonu giderek daha çarpıcı bir şekilde açığa çıkmaktadır.

Rojava kadın devrimi kadınlarda önemli bir bilinçlenme ve örgütlenme düzeyi açığa çıkartmıştır. Kadınlar olarak kendi öz örgütlülüğümüzü yaratmada önemli bir düzeyin yakalandığını belirtebiliriz.

Rojava kadın devrimi özgürlüksel gelişim açısından tarihi imkan ve olanakları başta Rojava ve dünya kadınlarına sunmuştur, dünya kadınının umudu haline de gelmiştir. DAİŞ’le mücadelede önemli bir mücadele gücü, iradesi ve örgütlülüğü ortaya koyan YPJ Efrîn direnişinde önemli bir mücadele gücü, iradesi açığa çıkarmıştır. Gerek askeri gerekse toplumsal olan çağın direnişi olarak adlandırılan Efrîn’de kadınlar öncülüğünde destansı bir direniş geliştirilmiştir.

Leyla Agirî