Özgür Dağlardan

AZE MALAZGİRT 

Biz dağların zirvesinde yaşayanlar…Dünyamızı aydınlatan ısı ve ışık veren eşsiz güneşi, berrak sulardan da önce selamla sevincini yaşayan gerillalardan bahsediyorum.

 Biz dağların yamaçlarında yaşayanlar…

 

Büyük meşe ağaçların gölgesini ya da engin mavi zozanlıklarını kendine mesken yapmış gerillalardan bahsediyorum.

Biz dağların eteklerinde yaşayanlar…

Bereketli Kürdistan dağlarının eteklerinde bademlerin, cevizlerin, elmaların, armutların, üzümlerin yetiştiği cenneti bu dünyada kurarak yaşayan gerillalardan bahsediyorum.

Biz dağları derin vadilerinde yaşayanlar…

Büyük dağları, tepeleri birbirinden ayıran şırıl şırıl akan suların kenarında tıpkı insanlığın toplumsallaşma aşamasında büyüttüğü yaşam gibi ormanların kucağında, derin vadilerin ıssızlığında, mistik şikeftlerin içinde büyüyen özgür yaşamın yaratıcısı gerillalardan bahsediyorum.

Dağlarımız…

Türkülü isyanların çaldığı, direnişlerle sembolleşmiş, görkemli direnişlere tanıklık etmiş özgürlük diyarları… 

Onu ancak, onunla yaşayıp, onun heybetinden esinlenen, onu ana kucağı sayıp her dem onun şefkatini hissedenler bilir ve onun dilini anlayarak anlatabilir. Özgürlüğün dilini sorarsanız ‘dağlardan öğrenin’ derim.

İnsanlığın en kadim halkı olan biz Kürtleri aşağılamak için, ‘dağlarda kart kurt ses çıkarıp Kürt oldular’ diye tabir etseler de, yaşamı dağların çetin zorluklarında büyütmüş, bu çetin zorlukları sayesinde kendisinde büyük direnişçi bir güç oluşturmuş olduğumuzdan ve özgürlüğe olan sevdamızdan, dağlara sevdalıyız.

Görkemli Zağros- Toros dağ eteklerinde tanrıça kültürünün yeniden dirilişine tanıklık eden dağlarımızda, bugün yeniden bu kültürü ve yaşamı yaratmakta elbette bir ayrıcalıktır.

Peki, dağlı olmayan ama bir fırsat bulduğunda dağlara kaçan insanları dağa çeken nedir, hiç düşündünüz mü?

Kentlerin boğucu etkisinden sıyrılmak için tüm insanların ilk tercihi de dağların eteğinde, yamacında, vadisinde, zirvesinde bir nefes soluyabilmek değimlidir? Şehirlerin kalabalığından, egzoz gazlarının boğucu etkisinden, trafikten, gürültüden, beton yığınlarından kurtulmak için bile olsa insanların adeta kendisini attığı yerler değil midir dağlar? Bir de hele hele Kürdistan dağlarında özgürlük ateşinin yandığını bilen ve hisseden insanları daha bir çekmez mi dağlar?

İnsanlığın beşiği Mezopotamya’da yaşayan Kürt halkı olarak, her zaman bizim için dağlar bir direniş kalesi olmuştur. Aşiretlere, beylere, mirlere, eşkıya ve isyancılara, büyük cenklere ve muharebelere sahne olmuş Kürdistan tarihinde boydan boya isyan deyince akla gelen Dersim, Amanos, Nurhak, Engizek, Qandil, Metina dağları…

Acılı ezgileriyle gerçeğimizi, dağlarımızı dengbejlerden dinleyenler bilir dağların anlamını.

Evet, yakın tarihimizde ise, 20.yy. son çeyreğinden itibaren modern Kürt isyanı PKK’nin doğuşuna, yayılışına ve günümüzde özgür Kürdün olmasına zemin teşkil etmiş isyankâr dağlarımız. Kürt ulusal mücadelemiz içinde olan biz Kürt kadınları olarak ise, özgür kadın kimliğini tanıdığımız, bağımsız bir irade kazandığımız, kadın aklıyla düşünmeyi, cinsiyetçi toplum zihniyetini yenmeyi, kendimizi fark ederek, evreni, doğayı, insanı, devleti, erkeği, kadını, uygarlığı kısacası yaşamın her alanını özgürlük hareketi çerçevesinde tanıyarak çözümlediğimiz, zirvelerinde özgürlüğü ilmek ilmek nakş ettiğimiz özgürlük okulları, dağlarımız…

Tecavüz kültürünün bombardımanı altında inim inim inleyen kadınların bin yıllardır biriktirdiği acılı, sessiz çığlığı büyük bir isyan ve özgürlük mücadelesine çeviren dağlarımız bugün özgürlüğün sesi, özgürlüğün dili olmuş durumda. 15 yıldır dağlarda mücadele eden bir kadın gerilla olarak, “gencecik körpe kızları bu dağlara çeken nedir?” diye soruyorum kendi kendime. Beni çeken neydi, onları çeken ne? Dağlara gelmek bir tercih midir, yoksa bir zorunluluk mudur? Kadınlar kentlerde uygar yaşam denilen canavarın gazabından nasıl kurtulacaklar? Toplum ne yaşıyor? Eril sistem içinde kadının konumu ne? Cinsiyetçi toplumda kadın olmak ne anlama geliyor? gibi sayısız soru aklımdan geçiyor. Kadın yüreğim, kadın olmanın, ilk köle, ilk ezilen, ilk sömürülen ulus olmanın sancılarını hissetmemden olsa gerek bu sorular gittikçe kabarıyor. Az önce ANF’ ye düşen bir haberi okuyorum. Tam bir dehşet.  Botan’ın tarihi kenti Cizre’de 50 yaşında 5 çocuk annesi bir kadın, polis kimliğini gösteren 5 kişi tarafından kaçırılarak tecavüze uğruyor, kadın bu duruma dayanamayarak kendini öldürmek istiyor. Vahşete bakın. Başka bir yerde ise şöyle bir haber okuyorum. 14 yaşındaki bir kız öğrenciyi 70 yaşında bir adam pompalı tüfekle öldürüyor ve “ benim sevgilimdi, başka bir erkeği seviyordu. Onları gördüm ve kıskandım” diyerek öldürmek gerekçesini söylüyor. Yine başka bir haber; dul bir kadınla zorla evlenmek isteyen bir adam, kadın evlenmeyi kabul etmediği için, bu kadını, annesini, babasını mermi yağmuruna tutuyor. Bunlar bir günde yaşanan yalnızca benim duyduğum şeyler. Ardı arkası kesilmeyen yüzlerce böyle olaylar yaşanıyor, bunların hepsi de birer facia…

Kadın cinayetleri, kadın intiharları, cinsel şiddet, istismar, küçük yaşta fuhuş, aile ortamında şiddet, işyerinde taciz, tecavüz, dayak, dövme sövme, kovma ve benzeri, benzeri, benzeri. Bu mu müstahak kadına? Nerede ahlak, nerede bangır, bangır bağırdığınız namus, nerede insanlık? Nedir bu vahşet? Neden gözler kör, kulaklar sağır, bu sistem nereye gidiyor?  Kadın toplum içinde her şeyiyle istismar edilen bir varlık, kadın tecavüz kültürünün, beş bin yıllık erkek egemen kültürün kurbanı.

Kadın erkeğin tüm yetkilerini sınırsız kullandığı, sınırsız sömürü alanı. İstediğinde vurup öldürdüğü malı…

Kadın bu toplumsal gerçeklik içinde statüsüz bir hakikat. Özel alan dediğimiz ev ortamında çocuğuna bakmakla yükümlü, eşini babasını, kardeşini memnun etmekle yükümlü ucuz iş gücü. Kamusal alanda ise, hangi mesleği edinirse edinsin, ister öğretmen, ister avukat, ister iş kadını olsun, bir sokaktan geçerken adeta erkeklerin gözleriyle taciz ettiği bir nesne. Okuduğum bir istatistik araştırmasına göre; kadın avukatların %90’ı erkeklerin tacizine, baskısına uğramış,  % 5’ine tecavüz edilmiş.  Daha neler neler…

İşte her gün medyada izliyoruz, erkeğin güdüsünü kışkırtmak için reklâmlarda, filmlerde, sinemalarda sunulan bir obje. Saçından, kalçasına, göğsünden parmaklarına dek parça parça satılan ve sunulan, adeta parçaları bir sektör olmuş meteorların kraliçesi. Sex ve pornografi batağında kendinden başka her şey. Ya da sahte din kisvesiyle erkeğe kanan saf itaatkâr kadın. Yani kadın kendisi üzerinden gelişen duygusal, ruhsal, zihinsel erkek işgalinin farkında değil. Ne yazık ki sistemde kadın yaşama at gözlüğüyle baktığı için bu bahsettiğimiz hakikati görmekten uzak. Kadın bu statüsüzlüğünü görmeyecek kadar yanılsamalar içinde. Erkeğin birkaç sözü onu bedenindeki, zihnindeki tüm prangaları görmekten uzaklaştırabilir. Kadın dünyaya bilinçli bakmadığı sürece, yaşadıklarına kader gibi bakıp gider. Tabi bunun adına yaşam denilebilirse.

Kadının yaşadığı tüm bu eziyetlere gözleri, kulakları, zihinleri aşina ve alışkınsa, demek ki yaşamı zifiri karanlıklar içinde gidip gelmektedir. Şüphesiz duyguda dahi olsa kadın bu yaşanılanlara karşı isyandadır. Ama kendini bir güç olarak görmediğinden, verili sisteme boyun eğmiş durumdadır. Ne kadar vahşi bir sistemin içinde olduğunun farkında olmayan kadın için tüm bunlar olağandır, doğaldır. Kadının kıyamet koparması gerekilen bunca şeye karşı razı olması bilinç yoksunluğundan ileri gelir. Bilinçsizlik de kadına cinsiyetçi toplum içinde müstahak görülen bir konumdur. Düşünsenize bedenimiz hakkında bile karar verme yetimizin elimizden alındığı korkunç bir çağda yaşıyoruz.

Bir kadın gerilla olarak, son günlerde gündemleşen bazı konulara olan öfkemi dile getirmeden geçemeyeceğim. Gündeme bomba gibi düşen Erdoğan’ın “ her kürtaj, bir Uludere’dir” sözünden bahsediyorum. Bu ne demek? Kadınların bin bir bedel ile mücadele ederek kazandıkları, üstelik kadının kendi karar vereceği bir şey olmasına rağmen, Erdoğan’ın kürtaj üzerine söyledikleri kelimenin tam anlamıyla ahlaksızlıktır. Kürtaj kadının kendi kendisine alabileceği bir karar ve müdahaledir. Neden Erdoğan, kadınları cinayet işlemekle suçluyor da, tecavüz eden erkekleri doğru dürüst yargılamıyor? Kürtaj olayını bu şekilde bir katliama benzetmek en büyük vicdansızlıktır. Kürtaj dış bir müdahale iken, Roboski’nin de dış bir müdahale olduğunu mu ifade etmek istiyor? Kürt halkı gibi, ahlaki değerlerine ve namusuna bağlı bir halk için bazı değerleri tartışmak dahi ayıp karşılanırken, Roboski’de katliamda yaşamının yitirenleri hareketimiz şehit ilan etmesine rağmen, bu benzetmeyi yapmak, Kürt halkına yapılmış bir hakaret, bir saldırı, ahlaksızlık değil de nedir? Bir kadının doğum yapma biçimi Erdoğan’ı neden bu kadar ilgilendiriyor? ,

Türkiye’de millet açlıktan kırılırken, halkın çocukları sokakta çöp toplayıp, hırsızlık yaparken, tiner ve uyuşturucularla geleceğimiz karartılırken, her gün aile ocağına gerilla ve asker gençleri gidip de anaların gözyaşları durmazken, madem anaları düşünüyor, o zaman neden bu savaşa son verme cesaretini göstermiyor da, kadının bedenine yelteniyor? Asıl demokratlık, asıl kadın dostluğu, bu çirkin, bu faşist, bu özel savaşa son vermekten geçer, kadına akıl vermekten değil.

 Ben yaprakları yastık, yıldızları kendisine yorgan yapmış, ay ışığı altında gerillanın türkülü yürüyüşünde özgürlük mücadelesi veren bir kadın gerillayım. Bana göre erkeğin kadının bedeni hakkında konuşması dahi bir tacizdir. Kadına tecavüz eden erkekleri yasalarıyla aklayan, kadına polis joblarıyla işkence edenlerin sözleri bir işkencedir.

Elbette eril sistemin ve sözcülerinin bitip tükenmeyen bu uygulamalarına karşı bilinçli ve örgütlü bir mücadele olmaz, belli bir program dâhilinde savaşılmazsa bu sistem değişmez. Bu mücadele her şeyden önce ideolojik bir mücadeledir. Bu yüzden kadın kurtuluş ideolojisi her zaman olduğu gibi dünyanın tüm kadınlarına özgürlüğün bir dermanıdır.

İşte özgürlük kokan özgür Kürdistan dağlarında, toplumun cinsiyetçi bakış açısından kurtularak özgür eş yaşam projesi çerçevesinde yürütülen, her şeyden önce ideolojik bir mücadeledir. Dağlarımızda bu noktada bilinç kazanan bir kadın örgütlü olduğundan, kendisinde ve erkekte yakaladığı özgürlük düzeyini topluma yansıttığından bugün Kürt halkının yakaladığı özgür ilişki düzeyi hiçbir toplumda görülmeyecek denli öndedir. Özgür dağlarda ekilen özgürlük tohumları toplumda nasıl yeşeriyor görüyorsunuz. Devletin ya da eril sistemin karşısında onur savaşımını veren Kürt kadınları adeta bir tanrıça heybetindeki duruşlarıyla, sistemin hiyerarşik duvarlarını çatır çatır çatlatmaktadır. Toplumdaki kadın erkek ilişkileri sömürü ilişkisidir ve iflası yaşıyor. Eşitliğe ve özgürlüğe dayalı ilişki tarzının yaratılması, kadının özgür statüsünü ve itibarını yeniden kazanması, bağımsız bir iradeye kavuşması ve bilinçli yaşaması özgür dağlarda tüten özgürlük ateşinde gizlidir. Toplumdaki bu baskıyı gören kadın bu prangalardan, baskıdan kurtulmak, bu verili konumu ret ederek savaşmak için dağları tercih ediyor. Dağlarda onurlu bir özgürlük savaşçısı olarak kendine anlam biçiyor. Çünkü bizim mücadelemiz, her şeyden önce kendini ve yaşamı anlamlı bir yaşamdan yana tercih koyanların mücadele alanıdır. Bu sömürgeci yaşamdan intikam almak, özgür ve anlamlı yaşayabilmek için, dağlar kıblegamızdır! Gelin el ele verelim. Özgür dağlarda özgürlüğün tadına varmak tüm kızların, kadınların hakkı!

Anlamlı ve özgür yaşam hakkınızı kullanın…