ÖZGÜRLÜK

Şehit Gulan Gulveda

kadinin dilinden6

Özgürlük; yaşamın, her şeyin temel konusu ve gündemidir. Kitapların ve filmlerin kahramanı, köşe taşıdır. Türkülerin en güzeli onun için söylenir. Onun adının dahi bulunduğu yer zamanı değiştirir, güzelleştirir, çelikleştirir. Sihirli bir tılsımı vardır sanki. Onun olduğu yerin havası değişir. Girdimi bir insanın yüreğine ender görülür, çıktığı ve girdiği yüreği ise dar bulur. Beğenmezse terk eder onu. Bir halkın yüreğine girmişse, erinceye dek muradına çıkmaz!

Küçük bir alevden yangına dönüşür, yakar, kavurur çok konuşulan ama tarifi en zor olandır. Yaşamı onsuz düşünmek imkansızdır. İçinde yaşadığımız bu koca evrende insandan önce var olmuş olmalı ki insanda yaşamaya devam etmektedir. Önder APO; “ İnsanın oluştuğu tüm materyallerin canlılık, sezgisellik, özgürlük özellikleri olmasaydı, tüm bu özelliklerin toplu ifadesi olarak insan canlılığı sezgisi ve özgürlüğü de gelişmeyecekti. Olmayan bir şeyden yeni bir şey doğmaz” diyor.

Yaşamın çok uzağında, ulaşılmayacak bir yer, bir şey midir özgürlük? Rengi, gülüşü, soluğu var mıdır? Neye benzer acaba? Dokunabilir mi insan özgürlüğe? Afganistan’da sokağa çıkma, çarşafsız gezme hakkı dahi olmayan bir kadın için insan yerine konulmak ve insanın sahip olduğu bütün haklara sahip olmaktır özgürlük. Cizre’de bir Kürde sorarsanız, dilini özgürce konuşmak, kendini yönetebilmek, savunabilmek, kendi renginde yaşayabilmektir özgürlük. İktidarları eleştirdikleri, gerçeğe saygılı oldukları için zindanlarda olan binlerce gazeteci, yazara sorarsanız; farklı düşünme, eleştirme ve düşüncülerini özgürce beyan edebilmektir özgürlük. Televizyon başında hayallerle yaşayan bir genç kıza sorarsanız, istediği gibi giyinip, istediğiyle gezebilmektir özgürlük. Diktatörler, egemenler, yaşamın ticaretini yapanlar için acaba nedir özgürlük? Sınırsız diktatörlük, faşizm, egemenlik, istediklerini yapma hakkı mıdır? Bana öyle geliyor ki, özgürlük ürkütücü bir kelime, hakikattir onlar için. Hatta korkulu rüyalarıdır özgürlük, sınırsız diktatörlükten ziyade elindekini kaybetmenin dehşetli korkusudur. Onlar bilirler hakları olmayana sahip olduklarını, kan ve hırsızlıkla beslendiklerini. Onların özgürlük hayalleri yoktur, özgürlük korkuları vardır. O zaman şu geliyor insanın aklına, haksızlığa uğraman insanların milyonlarca yıl boyunca hükmetme ve hiyerarşisiz, dayanışma kuralıyla yaşadıkları doğal toplumda insanın özgürlük hayali yok muydu?

Doğal toplumda kişi-toplum çelişkisi yok muydu acaba? “ insan bireyinin gelişiminde toplum ne denli belirleyiciyse, önünde de o denli engeldir. Toplumsal paradoks budur… Toplumsal paradoksun bilme düzeyine ulaşmak mümkündür…” diyor Önder APO. Ve yine“ Soykırım Kıskacında Kürtler” kitabında liberalizm bireyciliğiyle, hasta bireylerden oluşan dogmatik toplumu değerlendiriyor. Benim aklıma da şu sözü getiriyor; “ kimi topluma köle, kimi kendine!” Tekrar başa dönersek yaşamın doğasında, en başında gelişmenin yasasında yani yaşamın devinimini sağlayan şey, çelişki, çeşitlilik, farklılıktır. Yaşamın düalistik karakterini her yerde, her şeyde görmek mümkün. Canlıların dişi ve erkek oluşu, farklılıkların yeni farklılıklar yaratıp çoğalması her yerde, her şeyde yaşamaya devam ediyor. Ama değişimin, dönüşümün düz çizgisel ve hep ileriye doğru olacağı savı yanlış oluyor. İnsandaki hayvansal doğayla, analitik zeka tersinden erkek aklıyla buluşunca bir canavar doğuyor ve canavarlık zamanını başlatıyor. İşte bu canavarlık zamanında her geçen yıl kölelik, zulüm, haksızlık, ölüm, açlık, yoksulluk, baskı, işkence arttıkça özgürlük ateşi daha çok yerleşiyor beyinlere ve yüreklere. Cennette özlemin adı oluyor özgürlük. Eşitliğe, güzelliğe, yaşamaya, adalete, özlemin adı, bunu yaratmak için mücadelenin adı, yolu oluyor özgürlük. Yani dünyada tüm eşitsizlikler, adaletsizlikler, çirkinlikler, kölece olan her şey ortadan kalkıncaya dek hep gür yanacak özgürlük ateşi…

Özgürlük insanla, insandan önce doğayla var oldu. Yani dünya döndükçe hep var olacak. Çünkü çelişkisiz, çatışmasız bir dünya yaşamın doğasına aykırı. Çelişki içinde özgürlük hep temel bir seçenek olarak yaşamaya devam edecek. Asıl mesele yürekleri, beyinleri özgür kılmakta, kölelik alışkanlıklarından arınmakta…

Yani özgürlüğü istemek, özgürlük için dağlara çıkmak hatta özgürlük için ölmekte yetmiyor. Özgürlük an an mücadele etmek, bu mücadeleyi yükseltmek, başarmak içinde kendi kölece alışkanlıklarından kurtarmak yani kendini aşmak, özgürlüğe bağlamak yoğun bir iç mücadele gerektiriyor. Kişi özgürlüğe ulaşmak ve gerçekleştirmek için; kendini, zihnini, duygularını özgür kılmalı. Yoksa özgürlüğe ulaşmak çok zor, ulaşılsa dahi en kısa sürede köleliğe evirilmesi neredeyse kesin. Yaşanan yüzlerce tecrübenden öğreniyoruz bunu. İşte ne zor mücadele oluyor iç mücadele… Özgürlüğün yolu uzun, insanın ömrü kısa! Özgürlük ulaşılmak istenen dağ zirvesinden ziyade, dağın zirvesine giden yolun adı, her anı oluyor. Eğer bu yolculuğun her anının bilincinde, hissiyatındaysak, özgür yaşıyoruzdur. Yüreğimiz, beynimiz tümden özgürleşmediyse de özgürlük için çarpıyor, çalışıyor, yaşıyorsa, bir an bile mücadeleden vazgeçmiyorsa, özgürüz!

Bu koca kavgada sabahları uyandığımızda kuşların sesini duyuyor, güneşin doğuşu, batışı içimizi ısıtıyor, mutlu kılıyorsa, yoldaşının gülüşü içimizi ısıtıyorsa dünyanın bir ucundaki haksızlığa öfkeleniyor, güzelliğe seviniyorsak ve de kavganın orta yerindeysek gerçek bir özgürlük savaşçısıyız demektir.