Denizler ve Başkan APO

uc fidan

Mayıs ayı denilince Denizler akla gelir. Denizler…1970’lerin ölümsüz kahraman devrimcileri. Biri 24, diğeri 23, bir diğeri de 22 yaşında üç genç… Onların, o çok trajik ölümleri üzerinden tam 35 yıl geçti… Bugün yaşamış olsalardı Önderliğimizle aynı yaşta olacaklardı. Aradan geçen onca yıla rağmen anıları hala çok canlı. Onların yarattığı ruh o kadar güçlüydü ki elbette ki yok edilmesi mümkün olamazdı. Deniz’leri anlamak için 70’li yılları çok iyi tahlil etmek gerekiyor. Ve o dönemin gençliğinin sosyalizm için yanan yüreklerini, coşkularını derinden hissetmek gerekiyor.

Yıl 1972 baharı… 12 Mart faşizmi, ortalığı kasıp kavurur ve 68’in o unutulmaz gençlik coşkusuna, toplumun devrime akışına korkunç öfkelidir. Sokaklarda birer birer devrimciler katledilir. Faşizm en büyük öfkesini, Denizler’in, Mahirler’in, Kaypakkaya’nın çıkışlarına mutlak imhacı yaklaşımıyla gösterir. Sadece onlar değil, adeta tüm devrimci- demokrat kesimlere karşı kan kusar. Öyle bir terör uygulanır ki, ortalık toz dumandır… Denizler darağacına götürülürken henüz Mahirler’in Kızıldere de katledilişleri üzerinden sadece bir ay geçmiş, -ki zaten beklenilmeyen ölümleri herkesi şoke etmiş- yürekler acıyla doludur… Öte yandan bir diğer kahraman ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’da, Diyarbakır zindanında, işkencede kan revan içindedir. Bu şekilde devrimci çıkış, dört bir yandan tasfiye edilmek istenir.

İşte böyle bir atmosferde bir bahar günü, kutsal Hıdırelez bayramında, Deniz’ler idam edildiler. Bir bahar günü ve ölüm… Birbirlerine ne kadar uzak kavramlar… Oysaki baharlar; hep yeniden doğuş, bereket, yaşamı hatırlatır, insana. Ama ne yazık ki bir bahar gününde ölüm tezgahı kuruldu. Ya, gece olmasına ne demeli? Gecenin en zifiri hali şafak öncesindeki o, ölüme ne demeli? Tüm karanlık, kirli işler gece vakti yapılır. Bu kez de öğle olmuştu. Onlar, güneş ilk ışıklarını uzattığında artık bir daha güneşi göremeyeceklerdi. Ve o gün, 6 Mayıs günü, büyük bir vicdansızlık örneği olarak tarihte yerini aldı.

Denizler, ölümü coşkuyla karşıladılar. Bu çok az insana nasip olan bir özelliktir. Bu, onların onurlu, özgür, yüce yaşama istemleriyle kesinlikle bağlantılı bir gerçekliktir, aynı zamanda. Ama her şeye rağmen onların erkenden, daha yaşamlarının baharında aramızdan ayrılmalarını sindirebilmek hala çok zordur. Onları düşünürken hep keşke diyesi geliyor insanın. Keşke aramızda olsalardı. Böyle güzel insanlarla aynı havayı solumak ne büyük onur olurdu?

Denizler’in iyi incelenmesi ve çok çarpıcı sonuçlar çıkarılması her devrimci için oldukça önemlidir. Onlar, adanmış bir yaşamın sahibi üç insandı. İnançlarına yürekli bağlı, özgürlük sevdalısı, üç gençti. Denizlerin mektuplarını okurken derin bir of çekmemek mümkün değil. Böyle güzel insanlara kıyılır mı? Bilime, sanata, edebiyata hayran olduğu yazdıklarından anlaşılıyor. Onlar, insanlığı ilerleten aydınların, sanatçıların yapıtlarının değerini bilen gençlerdendi. Beethoven’a sevgisini belirtir, o mektupta. Ama ne yazık ki doyasıya dinleyemeden gittiler…

Neden Deniz’ler alelacele darağacında sallandırıldı? Kuşkusuz bu soru hep sorulacak? Tarih, önderlerin hep bu tür saldırılara maruz kaldığını gösteren sayısız örnekle doludur. Egemenlerin, bilinen o geleneksel yaklaşımları yine bunun altında var. Kurban gerekiyordu onlar için. Halkı iradesizleştirmek, sindirmek, korkutmak için bunu yaptılar. Kısacası ibreti alem olsun istediler. Özgürlüğe kalkmanın bedelini en acımasızca ödetmek istediler. Mesele bu kadar açık.

Denizler’den sonra birçok kuşak geldi. Ve her kuşak bir öncekini ne yazık ki hatırlatır oldu. Onlardan sonra devrimci değerlerin içi o kadar çok boşaltıl ki… Ardılları olduğunu söyleyenler, birazcık bu mirasa doğru yaklaşma gücünü göstermiş olsalardı kuşkusuz bugün Türkiye toplumu, başta gençler böyle iç karartan bir halde olmazlardı. Öte yandan halklarımızın bağımsız, özgür ve kardeşçe yaşama istemlerinin önüne geçmek için devletçi güçler de her yolu deneyerek önemli sonuçları bilinen bir gerçekliktir. Denizler’in yarattığı bu devrimci çıkışı daha başlangıcında etkisizleştirmek için nasıl ki ilk önce Denizler’i idam ettirerek en önemli adımını attılar. Bunun ardından da ikinci köklü bir irade kırılmasını da 12 Eylül ile tamamlamak istediler. 12 Eylül ile birlikte artık belleksiz, iradesiz, tüketici, bireyci, güdüsel, günübirlik bir yaşam Türkiye toplumu üzerinde hakim kılındı. Artık Denizler’ den ne yazık ki o kadar çok uzaklaşıldı ki… Ama her şeye rağmen Denizler’in mirası, Başkan APO’nun çıkışıyla bugünlere kadar sahiplendiği büyük bir gerçekliktir. Denizler’in mirası, ne yazık ki onun ardılı olduğunu söyleyenler tarafından reformize edilip tüketilirken Başkan APO, buna izin vermedi. Önderliğin 70’li yılları anlatan çözümlemeleri dikkatli incelenirse bu durum çok açık görülecektir. Önderliğimizin çıkışında kesinlikle Deniz’lerin mirasına sahip çıkma istemi vardır. Her fırsatta bu, birçok kez dillendirilmiş, mücadelesi de çok keskin verilmiştir. Ve onların anılarına bağlılık kusursuz bir biçimde gerçekleşmiştir. O yüzden Denizlerin ruhu bugün mücadelemizde çok güçlü yaşamaktadır.

Denizler’i düşününce Önderlik hep aklıma gelir. Önderlik ile aynı kuşaktan olmaları ve aynı zindanda kalmaları doğallığında böyle bir etkinin bende yaşanmasına yol açmıştır. O yüzden her zaman yaşasalardı Önderliğimizle aynı yaşta olacaklardı diye sık sık düşünürüm. Önderlik, Denizler’in idama kendi yanlarından götürülüşlerini bizzat yaşadığından dolayı bu idamlardan çok etkilenir. O dönemden bahsederken Denizler’in idamının kendisinde nasıl bir derin yoğunlaşma ve tarihi sonuçlara yol açtığını defalarca kez değerlendirmiştir. O andan sonra onurlu bir insan olmanın gereği bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür. Mamak zindanı Önderlik için adeta bir okul, yoğunlaşma görevi görür. Onların yarattığı boşluğun doldurulması için mücadeleye amansız yüklenme kararı çıkar, o zindandan. Yine onların acemiliklerine, yetmezliklerine düşmemenin sözü verilir, o zindanda. Ne olursa olsun onların devrimci coşkuları, ütopyalarını ve direniş geleneğini yaşatmak için söz verilir, o zindanda. Denizlerin son nefeslerinde bile yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliğini dile getirmeleri en çok Başkan APO’yu etkileyen yöndür. Bu onların şahsında, Özgür ve kardeşçe halklarımızın yaşamasına duyulan büyük özlemi gösterir. Yine bu son sözler kendisine insanım, demokratım, sosyalistim diyenler için bir vasiyetti kuşkusuz. Halklarımız için en temel olan kardeşçe yaşamaktır. Bu noktada Deniz’ler son sözleriyle, devletin oyununu bozmuş ve bu konuda her zaman için bağlı kalınması gereken değerleri, çizgiyi göstermişlerdir. Onlar yurtseverliğe bağlılıklarının bir gereği olarak amaçlarına ölümüne bağlı olduklarını gösterdiler. Bir kez daha “ya özgür yaşam ya ölüm” gerçeğine devam edin mesajını, onların anılarından iyi okumamız gerekiyor.

6 Mayıs’ı Önderlikle birlikte değerlendirmenin bir diğer zorunluluğu da 6 Mayıs 1996’da Önderliğimize karşı gerçekleştirilen bombalı saldırıdan dolayıdır. Kuşkusuz 6 Mayıs komplosunun Denizler’in idam edildiği günde yapılması tesadüfü olmasa gerek. Başkan APO’nun çıkışında önemli bir etkisi olan Denizler’in idamının olduğu gün de böyle bir saldırıyı o günün tarihi önemiyle ele almak gerekir. 6 Mayıs da nasıl ki Türkiye devriminin genç önderleri imha edilmişse bu kez de onların idam sehpasında son nefeslerinde haykırdıkları “Kürt-Türk halkının bağımsızlık ve kardeşlik” sloganını en iyi bir şekilde pratikleştirme mücadelesini veren Başkan APO’nun ‘da imha edilmek istendiği günün adı oluyor. Bu nedenle Denizler’in idamı değerlendirilirken bunun Başkan APO ile bağlantısı bu şekilde mutlaka kurulabilmelidir. Aksi değerlendirmeler büyük yanılgıyı barındırmış olur. Denizler’in son nefeslerinde dile getirdikleri sözlere en iyi sahip çıkan Başkan APO olduğu oldukça açık bir şekilde ortadadır. Bu nedenle 6 Mayıs komplosu da aynı güne denk getirilmiştir. Önderlik şahsında tıpkı Denizler’in ki gibi hedeflenen yine özgürlük, kardeşlik, onurlu yaşama duyulan öfkedir. Bu aynı zamanda Türk ve Kürt halkının özgürlükçü eğiliminin imha edilmek istenmesi anlamına da gelmektedir.

Yine uluslararası komplonun ikinci hamlesi olan Önderliğimizin fiziki imhasının yavaş yavaş hedeflendiği şu günlerde 6 Mayıs her zamankinden daha hüzünlü ve trajik geliyor. Halk önderlerine karşı devletçi güçlerin acımasızlığını bir kez daha derinden hissettiriyor bizlere. Önderliğimizin İmralı gibi ölümcül koşullarda yıllardır tutulması yetmiyormuş gibi bu kez de adım adım zehirlenerek imhasının planlanması bu dünyadaki en büyük acımasızlık, komploculuk değil midir? Dünyanın hakim güçleri Önderliğin halkçı, özgürlükçü düşüncelerini kendi kirli sistemleri için en büyük tehlike olarak gördüğü içindir ki böyle görülmemiş, vahşi bir saldırıyı planladılar. Komplo ile asıl hedeflenen Türk ve Kürt halkının kör bir savaşa sürüklenmesiydi. Önderliğin bu oyunu bozması Denizler’in özlemlerine duyulan en büyük bağlılık değil midir? Bu yıl her zamankinden daha fazla Denizler’in idamına ve 6 Mayıs komplosuna öfkemiz çok büyük. Öte yandan Denizler’in bugün Kürt halkının mücadelesinde yaşıyor olması, onların idamları karşısında birazcık da olsa yüreklerimize su serpiyor. Denizler, her zaman mücadelemizde yaşamaya devam edecektir. Onlar hep yiğitliği, onurlu yaşamayı, halkların kardeşçe birlikte yaşama özlemlerini bize hatırlatmaya devam edecekler… Böyle kahraman güzel insanları ne kadar ansak da azdır.

Ve ne mutlu ki böyle şehitlere sonuna kadar bağlı, yüce değerlerin büyük koruyucusu ve onurlu özgür bir yaşamın yol göstereni olan böyle yüce bir Önderliğe sahibiz.

Şehit Helin Murat