Meşru Savunmada Felsefi Bakış

mesrusavunma site

“Çağdaş demokratik uygarlığın felsefi temelleri konusunda açık olmak, inandırıcı ve bilinçli katılım açısından önem taşır. Demokrasi, ilkesiz ve herkesin çıkarlarına göre yorumlayabileceği bir sistem değildir. Bilime dayalı felsefesi ve buradan kaynaklanan ilkeli,programlı ve eylem anlayışı

olan sistematik bir dünya görüşüne sahiptir. Diyalektik materyalizmin zıtların varlığı, birliği ve dönüşümüne dayalı kuralı, çağdaş demokrasinin en güçlü dayanağıdır.” Önderliğimizin bu belirlemesi temelinde, canlılar arasında doğa ve toplumun doğal evrimleşmesinin bir denge içinde geliştiğini, insanın insanlaşma süreciyle gruplaşma ve doğaya karşı bilinçli geliştirdiği korunma, güvenlik, sağlık vb. durumlarla doğaya karşı bir dengeye ulaşarak meşru savunma pozisyonuna girmiştir. Fakat doğa ve toplum üzerindeki etkileşim, sürekli bir devridaim içerisinde devam etmiştir. Ekolojik bir sistem olarak doğa, sürekli bir değişim ve dönüşümü yaşayarak yaşam ve ölüm ikilemi içerisinde karşılıklı birbirinden beslenme gibi doğal bir etkileşim içinde zıtların varlığı, birliği ve yer yer çatışması temelinde ekolojik doğal türlerin birbirine karşı bir dengelemeyi oluşturdukları, bunun da doğanın meşru savunma düzeni, konumu ve pozisyonu olarak devam ettirmiştir. Bu doğal denge içinde insan türü, yaşamının yüzde doksan dokuzluk süreci, böylesi doğal evrim içerisinde geçmiştir. İnsanın insanla, insanın doğayla, doğa yasaları çerçevesinde toplumsal doğal, evrimsel yasalar optimal meşru savunma içerisinde bulunmuşlar.

İnsan bilinçliliği ve örgütlülüğü, tekniğin de gelişimiyle insan ve doğa içinde soyu tükenmeden yaşayan bir canlı türü haline gelmiştir. Canlılar aleminde hayvan türlerinden en saldırgan olan, kendi ihtiyacından fazla av yapmayı aşırı saldırganlık güdüsü çok gelişkin olan kurt ve timsah bile kendi karşıtına dönüşüp kendi türüne saldıran, hatta yiyebilen ender canlılardandır. İnsan türü de toplumsallaşmaya başlaması, kendi ihtiyacı için avlama durumu ile doğal dengeyi bozmayan bir pozisyondadır. Yine toplumsal olarak da klan birey ilişkileri avcılık ve toplayıcılık ile doğal işbölümü ile kadın erkek arasında da bir eşitlik ve denge ile meşru savunma pozisyonu, insan ile insan arasında, insan ile doğa arasında söz konusudur.

Fakat bu durum, kendi ihtiyacından fazla avcılık ve ortaya çıkan artı ürün üzerinde emeksiz bir hak gaspı temelinde, kaba şiddetin aşırı boyutlarında, kabile şeflerinin avcı savaşçılarının kendilerine muhafız yapmalarıyla toplumun eşitlikçi ve özgürlükçü düzenini bozmuştur. Ortaya çıkan bu yeni kesim, şiddet olgusunu gaspı, hırsızlığı kendisine temel alan alternatif kaba şiddetin üst boyutlarda geliştirilmesiyle şekillenen bir sınıflı egemen karakterli sistem oluşmuştur. Bu durum, sınıflı tarih boyunca şiddet ve zor unsuruna dayanan (asker, devlet) erkek karakterli sınıflı toplumun içinde bir dengesizlik ile ezilen kesimler ile sınıflaşma gibi bir ayrım ortaya çıkmıştır. Toplum içerisinde birbirine karşı iki karşılıklı zıt konuma gelen sınıfın, sürekli çatışmasına sahne oldu. Toplumdaki çeşitlilik, farklılık ve zenginliği, birbiriyle uyum içindeki ahenk ve dengesini bozan, doğal meşru savunma pozisyonuyla birbirlerini tamamlayıcı ve bütünleyici toplumsal kesimler giderek birbirine karşı bir konuma gelip meşru savunma pozisyonunu aşan toplumsal dengesizlik ve kendi türüne karşı bilinçli, örgütlü, planlı bir şiddet ile yok etmeyi savaşlarla geliştirilerek insanı insanın kurdu duruma getirmiştir.

Yine cinsler arası uyum, eşitlik ve doğal işbölümünde gelişen bütünleyicilik, ataerkil karakterli kaba şiddet, baskı, zulüm ve haksızlığı kadın üzerinde, onun neolitik özdeki meşru savunma konumuna karşı bir saldırı egemenliği söz konusu olmuştur.

Ayrıca sınıflı toplum karakterli sistem dengesizlikleri, adaletsizlikleri ezilen sınıflar ve halklar üzerinde, karşı cins üzerinde baskı geliştirilirken, bu tahribat toplum için sınıf, cins ve bireye kadar indirgenmiş meşru savunma düzeni temelindeki doğal toplumun evrimleşmesine de büyük bir darbe vurmuştur. Doğaya karşı da farklı canlı türlerine karşı da sınıflı karakterli saldırganlık, çıkar ve menfaat sağlama amaçlı kendi ihtiyaçlarının çok ötesinde hayvan türleri katledilmiş, ormanlar yakılmış, kesilmiş, ekolojik denge; doğa ve toplum dengesi bozulmuş ve doğa karşısında büyük tahribatlar geliştirilmiş, doğal denge dengesizleştirilmiştir.

İnsanlık tarihinin sadece sınıflı topluma dayalı tarihi yüzde birini bile teşkil etmemesine rağmen, ataerkil karakter savaşların, yıkımların, doğal toplumsal eşitsizliklerin, insanın insana yabancılaşması, insanın doğaya yabancılaşması, cinsler arası büyük eşitsizliklerin üst boyutlarda yaşanmasına uygarlıksal gelişme aşamalarında kölecilik, feodalizm ve en son kapitalizmde doruğa ulaşmıştır.

İnsanın insan üzerindeki denetimi yanında saldırı ve savaşlarla uzlaşmaz çelişkiler gibi çatıştırılan toplum, bilim ve tekniğin geliştirici ve üstün yanlarıyla bu eşitsizlikler azaltılıp toplumsal sorunların çözüleceğine; tersine, bilim ve teknik de pervasızca kullanılarak insanın kendi elleriyle yaratılan canavarlar, savaş makineleri yoluyla tekrar insanlığa karşı kullanıp savaşlar, katliamlar boyutunda kendi türüne karşı büyük bir saldırı pozisyonu içerisine koymuştur. İlk insanın doğaya karşı meşru savunma dengesini sağlayan bilim ve teknik karşısında dönüştürülüp doğa dahil kontrol altına alınmak istenmiş ya da doğal dengeyi hammadde kaynakları, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirme hırsıyla saldıran, bunu biyolojik, kimyasal ve nükleer düzeye ulaştırarak dehşet düzeyinde ekolojik denge bozulmuştur. Çernobil faciaları gibi ortaya çıkan nükleer tehlike tüm canlı türleri için büyük tehlikeler yaratmış, yine atom ve kimyasal silahlar insanlığın toplu katliamlarına yol açmıştır. Bu durum, atmosferdeki zehirli gazlarla delinen ozon tabakasının yol açtığı zararlı güneş ışınlarının aşırı sıcaklık, kuraklık, sel baskınları, mevsimlerin değişimlerine yol açması, buz tabakalarının erimesi, deprem ve doğal afetlerle bozulan doğanın ve ekolojik sistemin meşru savunma düzeni, milyonlarca insanın ölümüne, aç, susuz ve evsiz kalmasına yol açmaktadır.

Mekanik bir toplum ile robotlaştırılarak makinelerin esiri durumunda, ona bağlı hale getirilmesi yaşam zorlukları, doğadan ve insanın kendi doğasından kopma, yabancılaşma, biyolojik, sinirsel dengesizlikler sonucu aşırı stres, bunalım, kriz ve intiharların yol açtığı sorunlardan kaynaklı mistik tarikatlar, eşcinseller, fütürist vb. birçok gruplar, çılgınlık boyuta ulaşıp insanlık için tehlikeli boyutlara ulaşıp mazoşist, nihilist vb. birçok akımın etkisiyle toplum ve birey zehirlenmekte, doğa dengesi bozulmaktadır.

Bilimin gelişimi, insanlık için bilim ahlak dışı kapitalist egemenler tarafından kullanılmakta, kopyalama ile hayvanlarla birlikte insan doğal yapısı, genetik şifrelerin çözümlenmesi, insanın biyolojik yapısında çarpık ve hatta nasıl canavarlar yaratılacağı bugün kestirilememektedir.

Kadın cinsi üzerinde müthiş bir sömürü, en inceltilmiş biçimde duygular ve güdüler hortlatılarak bir meta gibi erkek egemenlikli sistem tarafından kullanılmaktadır. Düşünmeyen, hayvanlaşmanın eşiğine getirilerek sürekli gerilim ve şiddete yönelik emperyalist kültürün pompalandığı, tahrip edilmiş insani ilişkileri cinsler arasında da en uç boyutlarda meşru savunma pozisyonu aşırı şiddetler düzeyinde beş bin yılık süreçtir devam ettirilmektedir. Tüm bu durumlar, son sınıflı toplum olan kapitalizmin çürüme, bunalım ve kontrol edemediği birçok çarpıklık, karşıtına dönüşerek sistemi içten içe tahrip edip bitimine götürecek bir konuma geldiğini görmek gerekir.

Her ne kadar sınıflı toplum, zor ve saldırı pozisyonu üzerinde gelişmiş ise de, tarih zorla hiçbir çağın değiştirildiğine tanık olmamıştır. Çağların değişimi, ancak birçok karşı zıttın bir arada mücadelesi ve bu mücadelenin ortaya çıkardığı niteliksel bir değişim sonucunda meşru savunma pozisyonunda gerçekleştirilmiştir. Niceliksel birikimlerin ortaya çıkardığı ve meşru savunma dengesinde oluşan çelişkinin farklı boyutlarda niceliksel değişime uğradığını, doğa ve toplumun evrimsel süreçlerinde görmek mümkündür. Bunun için de ortaya çıkan her yeni güç, çağ değişiminin ilk aşamasını meşru savunma pozisyonunun ortaya çıkmasıyla başlayan süreçlerde gelişir. Bu da zıtların varlığını, birlik içerisinde fakat meşru savunma temelinde karşılıklı mücadelenin ortaya çıkardığı doğal denge içerisinde, çağların değişimi zorla değil, bu toplumsal yasaların ilkeleri temelinde olmuştur.

Ancak meşru savunma pozisyonunu aşan zıtlardan birinin karşıtını yok etmesi için uyguladığı şiddet karşıtını yok etmediği gibi, kendi karşıtına dönüşüp aşırı şiddette kendi kendini vuran silaha dönüşmüştür. Yine her iki zıttın meşru savunma dengesini aştığında çelişkiler içte nitelik değiştirip sonuçta zıtların birliğini oluşturdukları ve bunun çatışmayı farklı bir niteliksel çatışmaya dönüştürdüğüne ve birbirini bitirdiklerine tanık olunmuş, örneğin İsrail-Filistin çatışması, Sami kökenli etnik grubun kendi içindeki farklı mantık değişiminin ve bakış açısının ideolojik çatışması yanında, ekonomik çıkar çelişkileri ile çözümsüz bırakılmıştır. Yine tarihte birçok imparatorluk, Roma gibi, reel sosyalizm gibi, teknik ve askeri üstünlüğüne rağmen çözülmekten kurtulamamıştır. Reel sosyalizm dış saldırılar olmadan içten içe karşıtına dönüşmüş ve çözülmüştür. Bugün kapitalist sistemde ve onun başını çeken ABD’de teknik ve bilimsel üstünlüğün zor gücüne rağmen uyguladığı şiddet ve kullandığı tarihsel çelişkiler, din ve milliyetçilik gibi yeşil kuşak yoluyla ona ters dönmüş, 11 Eylül ile de darbelenmiş ve daha da geleceğin neler getireceği, geçmişte yaşanan örneklerde de daha iyi görülecektir.

Bu temelde ortaya çıkan toplumsal dönüşüm ve değişim teorilerinin felsefik temellerini ve bakış açısını doğru kavramak önemlidir. Zıtlar bir arada olurken eskisi tez, yenisi antitez, sonuç da geleceği temsil eden genç ve dinamik olanın damgasını vurduğu sentez, sürecin son aşaması olacak. Bu da diyalektik materyalizmin çelişkiler, bilim ve tekniğin evrensel dönüşümüyle sınıflı uygarlıktan sınıfsız uygarlığa geçerken halk yeniyle eskinin iç içe yaşadığı bu geçiş sürecinin içten iç dinamiklerinin dönüştürülmesini imkanlarıyla çelişkili, farklı boyutlarda yol ve yöntemlerle, toplumsal sorunlardan çözümün yaratılmasını doğru teori ve projeleri geliştirilmiştir. Temel ve tali çelişkiler, klasik devlet, sınıf, ulus ve toplum olgularına çağdaş demokratik koşullarda bilinçli ve örgütlü sivil toplum örgütlenmeleri olan üçüncü alan teorisiyle çözüm projeleri Demokratik Uygarlık Manifestosu'nda Parti Önderliği’nce ortaya konulmuştur. İnsanın insanla uyumsuzluğunu, dengesizlik ve eşitsizlikleri demokratik meşru savunma çizgisi temelinde optimal bir dengeyi yaratmayı öngörürken, bozulan doğanın ekolojik dengesini de bu denge temelinde geliştirmeyi öngörür. Böylelikle toplum ve doğa arasında sağlanacak böylesi bir uyum, demokratik ekolojik toplumun da yaratılmasını öngörür.

Tüm bu gerçeklik içinde zorun toplumsal değişim ve dönüşümünde, toplumsal süreçlerin niteliksel sıçrama dönemlerinde tutucu engelleri aşmak açısından zor bir dönüşüm rolü oynamaktadır. Bu tür zor eylemleri, kısa süreli ve niteliksel bir sıçrama gerçekleştirirken, daha sonra aşılmak durumundadır. Karşıtlar çatışsa bile, niteliksel dönüşümün ortaya çıkardığı karşıtların varlığı ve birliği temelinde bir maddi gerçeklik söz konusu oluyor. “Zor insan ilişkilerinde dışlanmalı, ama meşru savunma temelinde zora sonuna kadar evet, bunun dışında asla zor kullanılmamalıdır. Bu söylediklerim çelişki gibi görülebilir, diyalektiği anlamazsanız çatışırsınız.” Önderlik bu tanımlamayla meşru savunmanın felsefik bakış açısının ve alınması gereken mantığın doğru temelde olması gereğini olmazsa olmaz olarak ele alıyor.

Önderlik; "Doğa ve onun bir biçimi olan toplumsal gerçeklik, sonla sonsuzluk arasında sürekli değişim geçirmektir" belirlemesiyle geçmişin yanılgılı, yetersiz tahlilleriyle ortaya konulan dogmatik ve fanatik bakış açısının mantık yapısında reel sosyalizm pratiğindeki toplumsal değişim ve dönüşümün 21.yy gerçekliğiyle çeliştiğini açığa çıkartmıştır. Bilimsel sosyalizmin derinlikli ve yaratıcı çözümlemesiyle demokratik sosyalizmin teorik çözümlemesiyle bir çizgi düzeyinde ortaya koymuştur. Bu da yeni bir bakış açısı, Apocu diyalektik yöntem ile tarih ve toplum olguları mekan ve zamanda somut koşulların somut tahlili temelinde Apocu materyalist bakış açısında çözüm dili geliştirilmiştir.

Doğa ve toplumun zengin biçimlenişini temel alan bir felsefik bakış açısı ve toplumun doğal evrimsel dönüşümünü akışının sürdürülmesi öngörülür. Yine iki ucun uzlaşması değil, tarih boyunca sürüp gelen toplumsal çeşitlilik ve zenginliğiyle biçim zenginliklerine saygılı, kendilerini özgür ifade etmelerine ve yaşamsal kılmalarına en temel ilke düzeyinde bakmayı esas alan, yeni bir toplumsal sistem olan çağdaş demokratik uygarlığı öngörür.

Yüzde yüz bağımlılık, yüzde yüz bağımsızlık gibi bir ilkenin, bakış açısının doğa ve toplum yasalarında olmadığı, her şeyin birbiriyle etkileşim ve karşılıklı bağımlılık içerisinde geliştiğini ekolojik sistem göstermektedir. Yine merkez ve çevre ilişkileri içerisinde (bugün AB ve Batı uygarlığı, alternatif olarak öngördüğümüz Ortadoğu uygarlık sentezi) evren, doğa ve toplum gerçekliği arasında bir etkileşim, karşılıklı alıp verme, etkileşimler söz konusudur.

Felsefik bakış açımız, yeni uygarlık tezi olarak ortaya konulan demokratik uygarlık çağında kadının rolü de oldukça önemlidir. "Kadın özgürlüğü, yeni uygarlığın şekillenmesinde en dengeleyici ve eşitçi rolü oynayacaktır. Neolitik toplum çözülüşünden beri adeta toplumdan silinen kadın, tekrar saygın, özgür ve eşitlikçi koşullarda yerini alacaktır. Kadın gerçeği bir dönem çok sözü edilen proleter sınıf ve ezilen ulus kavramından daha somut ve tahlil edilebilir bir konudur. Denilebilir ki, ne kadar eşit ve özgürse, toplumun tüm kesimleri de o kadar eşit ve özgürdür. Demokrasinin ve laikliğin kalıcı olarak yerleşmesinde kadının demokratikleşmesinin rolü belirleyici olacaktır. Kadın olgusuna ilişkin bu kısa programsal tanımlama bile yeni sosyal hareketliliğin kadın renginde başat bir durumu yaşayacağını göstermektedir.” Yine Önderlik, kadının meşru savunma anlayışını ve bakış açısının bir hak olarak ele alınması ve geliştirilmesine ilişkin şu şekilde belirtmiştir: “Kadın partisi, her düzeyde meşru savunma çizgisini esas almak, düşünce ve duygularında fiziki ve bedeni varlığıyla yaşamı konusunda askeri gücü de dahil, diğer tüm toplumsal konularda bağımsızlığını esas alarak doğru bir meşru savunma çizgisini hayata geçirmek zorundadır.”

Sonuç olarak bireyin de doğru bir felsefik bakış açısına ancak özgür bireyin istediği kadar özgür olabileceğini ama tarihine ve geleceğinin bilimsel yaratılışına bağlanarak bu temel kriterler içerisinde “istediğiniz kadar tarih ve istediğiniz kadar gelecek, istediğiniz kadar aktüel olabilirsiniz ama bu kriterlerin derin bilinciyle kurumlaşmanın gücünü tanıyarak saygıyla ve ibadet derecesinde bağlılığını göstererek ne dogmaların esiri ne de ütopyaların mahkumu olacaksınız. Ancak bilimsel olduğunda, demokratik olduğunda tarih ve gelecekle özgür yaşamın mümkün olacağını” belirten Önderlik, “sonuna kadar bilimselliğin ve özgürlüğün hükümlerine uymayı da gerçekleştirir” belirtir. Bu temelde doğrudan demokrasinin, doğrudan emeğin en ileri biçimi olduğunu vurgularken, özgür bireyin doğrudan etik ve ahlaki akılcı bir şekilde toplumsal meseleleri idare etme kapasitesini varsayan bir duyarlılık ve etkin bir yurttaşlık ile doğrudan eylemi ile bireyin üstlenebileceği önemli toplumsal rol de etik bir karakter oluşumu biçimindedir. Tüm bu tanımlamalar, bireyin rolünü toplum ve doğaya karşı meşru savunma pozisyonunu, duruşunu çizgi temelinde ortaya koyar.