Savaş nedir?

savasan kadın 30 7 2018Toplumsal gelişimin yasaları her dönemde kendine has biçim ve özelliklere sahiptir. Savaşın gelişimi, özellikleri, kurallları, toplumsal zeminin ve objektif kuşullarıyla doğrudan bağlantılıdır. Savaş çok farklı gerekçelerle ortaya çıkan, zorunlu olunmadığı taktirde başvurulmaması gereken bir olgudur. Zorunlu savunma dışında savaşın hiçbir türü mubah görülemez.

 

 

Savaşa başvuran bütün kesimlerin kendine göre savaşma gerekçeleri vardır. Ancak bu gerekçeler, kendini savaş dışında korumanın farklı bir yolunun bırakılmadığı, onuruna, varlığına ve özgürlüğüne yönelmiş tehlikeyi ve yoketme tehdidini, şiddeti kullanarak bertaraf etmekten başka bir çarenin olmadığı durumlarda anlamlıdır ve insani bir değer ifede eder. Savaş, ancak halkın tarihi vazgeçilmez talepleri bağlamında içine girilebilecek eylemdir. Aksi durumda Önderliğin deyimiyle “çılgınlıktır.”

 

Savaşın kaynağını Önderlik “savaş ne insanların öfkelerinden ne nüfus artışından, ne coğrafi alanların ve stratejik noktaların ele geçirilmesinden, ne de ırkların üstünlüğünden doğmuştur. Savaş, sınıflar arası çelişkilerin antogonizmaya (uzlaşmaz çelişkiye ) dönüşmesinden çıkar ve çözümü için ise; silah tek yol olarak görülmüştür.”şeklinde açıklamaktadır.

Geliştirilecek savaş stratejileri, toplumsal gelişmeye zıt olmamalıdır. Bunun için dönemsel olarak yapılacak plan ve yürütülecek taktiklerin doğru bir tespite kavuşması gerekir. “Savaşta doğru tespit, başarıya götürür.” İlkesiyle hareket, önemli bir olgudur. Bütün çalışmalarda olduğu gibi, özellikle askerlik ve savaş sanatında başarının yolu bilimsel temellere dayalı, yeterli bir düşünce, inançlı bir yaklaşım, kararlı bi duruş, pratik anlamda keskin bir zeka, ciddiyet ve disiplinden geçer. Basit ya da sıradan bir yaklaşım savaşta kaybetmeye götürür.

Savaş bütünlüklü bir olaydır. Gelişim aşamaları farklı ve parçalı olsa da, belli bir düzen veya uyum içerisinde, hiçbir ayrıntısının gözden kaçırılmaması gerekir. Savaşta genel başarı, her alanın kendi içerisindeki başarısının toplamıdır. Buradan şu sonuca gidebiliriz: “Genelin başarısı, tek tek parçaların başarısından geçer.” Savaşın bu karakteri, savaşta sınıflaşma, iş bölümü ya da branşlaşma olarak nitelediğimiz özgün oluşumları zorunla hale getirmektedir. İş bölümü ya da branşlaşma, ele alınan hedefin çapını küçültür. Yani, hedefin sadece bir parçasını koparma esasana göre çalışır. Bu hedefler nicelik olarak çok büyük değiller, ancak stratejik değere sahiptirler. Böyle bir durumda hakimiyeti ya da işinin ehli olabilmenin gerekliliğini ortaya çıkarır. Biz de de amaçlanan branşlaşma, bu temellere dayanır. Branşlaşma profesyonel bir askeri güç yaratmayı hedefler. Profesyonel asker ya da savaşçı olay ve olgulara sıradan bir yaklaşım göstermediği gibi, daima yoğunlaşmayı ve gelişmeyi esas alıp yeni şeyler öğrenerek, düşmanına darbe vurmayı hedefler. Her an olası bir hareketliliğin hazırlığı içerisinde olurlar.

 

Gerilla Savaşı

Önderlik ,“Savaşta esas belirleyici irade savaşçıların kendileridir. Teori ve pratikleriyle karar verip uygulayacaklardır. Başarı ve yenilgilerin sahibi olarak kendilerini sorumlu göreceklerdir. Koşulları, güçleri, tecrübe ve teorileri ne kadar uygun görüyorsa, o kadar savaş veya savaşmaktan kaçınma kendi sorumluluğundadır” demektedir. Bu anlamda savaşın belirleyici bir unsuru olarak insan, savaşın içeriğini dolduracak, ona biçim ve düzen kazandıracak yetkinliktedir.

“Gerilla savaşı; genellikle sıfırdan başlayarak büyüyen ve küçük kuvvetlerin büyük bir kuvvet haline getirilmesi için bir yandan kendilerini koruyup güçlendirirken, diğer yandan da sürekli olarak düşmanı yıpratan savaştır. Dengesiz olan iki taraftan zayıf olanın savaşı olarak ortaya çıkan gerilla savaşının kökleri hiç şüphesiz bir istilacı güce karşı zayıf bir halkın veya ezilen bir sınıfın zulme ve baskıya karşı yeni, bilinçli veya içgüdüsel olarak başkaldırı hareketi var olmuştur. Ama çağımızda sömürge halkların egemen güce karşı verdikleri gerilla savaşını bilinçli bir sanat düzeyine ulaştırdıklarını görüyoruz.”                                                                                   ÖNDERLİK

Gerilla savaşını değerlendirirken; savaşın ve gerillanın doğru tanımlanması önemli olmaktadır. Çoğu zaman gerillayı ya düzenli ordu mantığına göre ele alıyor ya da düzenli ordu ve savaş tarzından fazlasıyla ayrıştırıyoruz. Düzenli orduya benzeşen ve faklılaşan taraflarını iyi irdelemek gerekir. Gerillanın halk, siyaset, ideoloji ve felsefeyle olan ilişkileri, gerilla savaşının strateji-taktik ve tarzını belirlemektedir. Gerilla her ne kadar düzenli ordular karşısında düzensiz bir yapıya sahip olsa da kendi karakteri bir sisteme, disipline ve ciddiyete dayanır. En genelden, en ince düzeneğe kadar bir sisteme sahiptir. Mevcut koşullar bunu zorunlu kıldığı gibi yaşama bakış açısıyla, felsefesiyle objektif koşulların değişken yapısına uygun diyalektik bir tarzı esas almaktadır. Gerilla savaşının temel özelliklerini ele alırken, mevcut olan özellikler ne salt soyut ne de teknik bir faktör olarak ele alınmalıdır. Bu özellikler aynı zamanda gerillada varolan, onun karakteristik yanlarını da teşkil etmektedir.

Marks , İspanyol halklarının başvurduğu gerilla savaşı için şunları belirtmektedir: “İspanyol hazır kuvvetleri yenilgiye uğrasa bile her yerde ortaya çıkıyordu. Yirmi defadan fazla dağılmış olmasına rağmen, yine de her zaman düşmanla karşılaşmaya hazırdı ve çoğu kez yenilgiden sonra artan bir kuvvetle yeniden ortaya çıkıyordu. Bu orduyu yenmek faydasızdı. Çünkü zararı çabuk telafi ediyorlardı. İnsan kaybı genellikle az oluyordu, arazi kaybına ise aldırış etmiyorlardı. Düzensiz ortaya çıkmaları, yeni takviyelerle güçlenmelerini sağlıyor. Fransızlar hep uçup kaybolan, sonra daima yeniden ortaya çıkan, dağları perde gibi kullanarak görünmeksizin her yerde hazır ve nazır olan bir düşmana karşı her an silahlı bulunmaya zorlanmışlardır.”

 

Abbe de Pradt gerilla savaşı için, “Fransızların gücünü tüketen savaşlar ve çarpışmalar değil, fakat görünmez düşmanın aralıksız saldırılarıdır. Bu düşman takip edildiğinde halkın içine karışıp kaybolur, sonra yine onların arasından yenilenmiş bir kuvvetle ansızın tekrar ortaya çıkar. Sivri sinek tarafından eziyet edilerek ölüme sürüklenen aslan, Fransız ordusunun durumuna tam bir örnektir.” diyor

 

Apocu gerilla çizgisi

Ezilen halkların, büyük ve teknik açıdan güçlü devletlere karşı yegane silahı olan gerilla , sürekli hareketliliği ile büyür, orduları imha edemez, fakat onu çözümsüz bırakır ve adeta felç eder. Gerilla sabırlıdır, taktik sahibidir ve kendini darbe almamak temelinde örgütler.

Mücadelemizin askeri çizgisi peşmerge ve aşiret savaşlarının çizgisi değil , Apocu gerilla çizgisidir. Gerilla, düşman güçlü olduğunda harekete geçtiğinde yani saldırıya geçtiğinde kendini saklar ve korur; düşman duraklayıp dinlenirken ya da geri çekilirken saldırırır ve vurur, düşmanı sürekli yanıltır ve kendi istediğinde harekete geçer . Bu kurallları kısmen düzenli ordular da hayata geçirebilir, fakat gerillanın hayata geçirme imkanları daha fazladır.

Gerilla büyük bir kuvvete karşı, ağır silahlarla değil, gerilla taktiği ile başarılı olur. Gerilla; nicelik, hareket, saklanma ve saldırı için uygun pozisyonda olursa kayıp vermesi mümkün değildir.

Akıllı gerillla taktikleri, inanç, kararlılık ve cesaret varsa, o gerilla gücüyle en büyük ordular dahi başa çıkamaz. Emperyalizm gerillaya karşı henüz etkili bir panzehir geliştirememiştir. Belki ağır teknik kullanımından bahsedilebilir, fakat araziyi genişliğine ve derinliğine kullanan yaygın gerilla karşısında bu ağır teknik de etkisiz kalacaktır. Gerilla her türlü tekniğe karşı, alternatif hareket tarzını geliştirerek bu anlamda zengin taktikler yaratarak başarı elde eder.

Gerilla Sürprizdir

Taktiğimiz, askeri çizgimiz, akılla, yürekle çalışan, taktik esneklik ve kıvraklığa sahip, düşmanı sürekli yanıltarak darbe vuran bilimsel gerilladır. Geçmiş süreçte yaşadığımız gerilla mücadelesi pratiklerinde kimi zaman Önderliğimizin çizgisi, kimi zaman da klasik Kürt savaş tarzı egemen olmuştur. Yani Önderliğin askeri çizgisi ile Kürt köylü isyancılığının çizgisi arasında sürekli olarak gidip gelinmiştir. Önderlik klasik Kürt tarzının pratiklerimizde aşılması için yürüttüğü eğitim faaliyetleri dışında birçok tedbir geliştirmiştir. Örneğin 1980’lerde mevzi savaşına yatılmaması için, mermiler bitince belki mevziler bırakılır diye, her arkadaşın üzerinde taşıyacağı mermi sayısını 120’ye düşürmüştür. Çünkü biz çoğunlukla mevzi savaşından çıkmıyorduk, fakat bu, gerilla tarzı değildir.

Gerilla tarzı vurup kaçmadır. Bu yüzden Che Guevera, “Gerilla savaşı, kalleş savaşıdır” demiştir. Belki bunu güzel olmayan kelimelerle ifade etmiştir, fakat gerçeği böyledir. Yani düşmanı sürekli yanıltacağın ve çok daralırsan kaçacağın bir savaştır. Gerilla kendini hiçbir şekilde tehlikeye atmamalıdır. Gerillanın en uzun eylemi veya çatışması en fazla 15 dakika olmalı ve bunun sonrasında vurup kaybolmalıdır.

Gerilla, düşmanın hiç beklemediği, hazır olmadığı yerde ona vurur, sürpriz eylemler gerçekleştirir ve sonuç alır. Bu yüzden gerilla süprizdir.

Bugün bir gerilla tecrübesi oluşmuş, bir miras yaratılmıştır. 20 yıllık savaş, kendisiyle birlikte bir miras da yaratmıştır. Sonuçta mevzi savaşının, gündüz çatışmalarının, uzun çatışmaların sonuçsuz olduğu anlaşılmıştır. Gerilla hayalet askerler gibi olmalı, kimse nerede olduğunu, nasıl hareket ettiğini, nerede, nasıl ve kimi vuracağını bilmemelidir. Zafer sadece gerilla tarzındadır. Her savaş zafer getirmez. Gerilla savaş tarzı, düşmanın bilmediği ve şaşırdığı tarzdır. Gerillanın yeri ve hareket tarzı belli olursa, bu gerillacılık olmaz, tılsımı gider, heybeti kalmaz.

GERİLLANIN KALEMİNDEN