Esmer gülüşlü tanrıçalar

zeynep adıyaman zilan adıyaman

…Bir tütün kokusu sarar yüreğimizi;

Anılarda Adıyamanlı esmer gülüşlere dokundukça anlarımız.

Bir umut rüzgârı sarar yüreğimizi

Dağlarda Nemrutlar’a direniş ruhuyla meydan okudukça tanrıçalarımız.

Tütün tarlalarından yalın ayak koşup kayısı ağacının gölgesinde Zîlan’ın hikâyesini dinler iki kız çocuğu. Esen her rüzgâr dudaklarında çatlaklar yaratırken onlar Güneş’de kavrularak büyürler. Her gülüş biraz daha esmerleşir onların gözlerinde. Zeynep ve Zîlan. Ayrı zamanların, ayrı mekânlarında aynı rüzgârı nefes kılar her ikisi de. Bu yüzden aynı yolda, aynı yorgunlukların soluklanışında buluşurlar. Özgür dağların ardında, fedailer diyarında. Tanrıçalar diyarında ana tanrıçanın sevdasıyla dolu bir çift yüreğin umutlu yürüyüşüdür Zeynep ve Zîlan yoldaşın yürüyüşü. Zîlanlaşmaya ant içmiş Adıyamanlı iki fedai yüreğin öyküsüdür onların yürüyüşü. …

Nemrut’un zulmüne tanıklık eden toprakların bağrında doğup büyümek, putların gölgesine sığınan düşüncelerin gölgesinde düşlerini büyütmek ve umutların peşine düşen bir kız çocuğu olarak büyük bir yüreğin taşıyıcılığını gerektiriyordu. Adıyaman’da doğdu Gülcan ve Emine ayrı zamanların aynılığına tanıklık etti yürekleri. Aynı yollarda aynı düşlerin peşine düştüler. Çoğu kere Malatya’ya düştü yolları. Zîlan’ın yürüdüğü yollarda yürüdüler. Adım adım düşleriyle izlercesine.

Zîlan Yoldaş, 1980 yılında Adıyaman’ da dünyaya gelir. Kürdistan’dan Nemrutlarca koparılmaya çalışılan topraklarda özüyle büyüyerek güzelleşen bir Kürt Kızıdır. Ailesinin Malatya’ya göç etmesiyle 16 yaşındayken Malatya’ya gider ve çocukluğu burada devam eder. Kürt ve Alevi bir topluluk içerisinde Heval Zîlan’ın sorgulamaları belirir. Halkları, dinleri, inançları ve en çok da kendi topraklarında hissettiği uzaklığı derinden hissedince özünü, halkının özünü, inançlarının özünü sorgulamaya başlar. Kendin olma, özünü koruma savaşımlarına genç yüreği ile tanrıça Zîlan’ın doğup büyüdüğü topraklarda, Malatya’da başlar. Bu henüz yüreği ürkek olan Emine Yorulmaz’ın Zîlanlaşmaya doğru hiç yorulmadan yürüyeceği yolun başlangıcıdır. Henüz Önderlik felsefesi ve PKK ile tanışmamış olan Zîlan yoldaş, Van’ da üniversiteye gittiği yıllarda PKK ile tanışır. Önderlik gerçeği karşısında duyduğu hayranlık o zaman da gülüşlerinde büyük bir heyecanın sesine karışır. 2003 yılında tanıştığı partinin halk çalışmalarında yer alarak edindiği bilinçle beraber yaşadığı yaşamla arasındaki çelişkiler artmaya başlar. “Önderliğimizin 2006 Mart ayında; ‘ her Kürt ailesinde partiye katılım olmalıdır. Böylece mücadelemiz daha da güçlenecek ve genelleşecektir.’ sözü ve Muş alanında 14 arkadaşın kimyasalla şehit düşmeleri benim için son damla olmuştur” diyerek 1 Haziran 2006 yılında PKK saflarına katılır. O artık ruhunu taşıracağı yaşamın içerisindedir. Bütün zamanlar ve mekânlar mücadele sahası olmuştur çoktan. Her adımı özgürlük için bir sevda olur ve sevgi dolu yüreği ile başlar yürümeye Zîlan yoldaş.

Zeynep Yoldaş da 1991 yılında Adıyaman’da dünyaya gelir. Onun için çocukluğu ve gençliği, yaşam çizgisi arayış peşindeki bir koşu ile geçer. Okula başlamasıyla beraber dilini ve alevi kimliğini gizlemeye başlayan Gülcan, bunun nedenini çok kere sorsa da kendisini ikna edecek bir cevap bulamaz.’ Her zaman bir sır taşır gibi yaklaşıyordum insanlara. Büyüdüğüm ortamda, fiili bir savaş yoktu. Ancak derinden hissettiğim bir boşluk, bir yalnızlık vardı.’ diyerek tanımlıyordu bu gizin kendisinde yarattığı kimsesizliği. Hep kendisini arıyor gibiydi. Bir an önce büyümek, uzaklaşmak istiyordu buralardan. Uzaklaştıkça kendisine yaklaşacakmış gibi. Ve uzaklaşır oralardan. 2008 yılında Ankara’da üniversiteye gider. Burada duygularının ve düşüncelerinin ifadesi arayışçılığında birçok parti ve grup ile tanışır. Ancak PKK ve Önder Apo’nun felsefesi ile tanışmayana dek bunun karşılığını bulamaz. Bir süre gençlik çalışmalarında kaldıktan sonra 2012 yılında PKK saflarına katılır. Aradığı özün, öz sevginin, hakikatin dağların ardındaki yüzünü görür, durmadan öze sevdasıyla savaşım verir. Kendi benliğine kavuştukça yaşama aktığını hissedercesine Jiyan koyar ismini. Ardından Zîlanlaşmak adına fedailik yeminini ederken ismini Zeynep Koyar. Bundan sonra her adımı hakikat için aşk olur ve aşk dolu yüreği ile başlar yürümeye Zeynep Yoldaş.

Hakikat yolculuğunda iki savaşçı yürektir Zeynep ve Zîlan’ın yüreği. Yüzünü Güneş’e dönmüş gözleri kamaşırken gülümseyerek devam eden iki yolcu. Her adımda biraz daha yüreklerini kavurmuştur ya Güneş’in sevdası, Güneş’in bu güzelliğine adanmanın mücadelesine başlar tanrıçalar. Bütün sevdaların zirvesinde bir danstır tanrıçaların Güneş’in aşkına kavuşma sevdası ve sevdasının gölgesinde büyüyen kavgası. Bu kavga güçlü olmalı, soluksuzca olmalı, zorlamalı yüreğin kuytularında kalan her zerre düşü. Fedainin kavgası büyüdükçe amacı, heyecanı, savaşımları da büyür. Büyük amaç uğrunda Zîlanlaşmak isteyen Zeynep ve Zîlan yoldaş fedaileşmenin andını içerek daha kararlı adımlarla yürümeye başlar. Fedailik her zaman ve mekânda adanmanın temsili olabilmek, benliğinle bunun resmini çizebilmektir; bu fedailiği benliğine nakşetmiş iki yürektir onlar. Yoldaşına, yoldaşlığına, yaşama emek vermek heyecan ve mutluluk vericidir. Bakurê Kürdistan dağlarına giderek yıllar önce ayrıldıkları o topraklarda güçlü birer savaşçı olarak yürümek ve yılların, sürgünlüklerin, Nemrutların yaşattıklarının intikamını alma istemleriyle 2016 yılının kış mevsiminde beraber aynı eğitim ortamına girer. İkisi de aynı görev ve sorumluluğu alır, şimdi beraber bir komutanlaşma sürecidir. Kadınca sevmenin, kadınca mücadelenin ve fedaileşmenin mekânındadırlar. Önce kendileriyle büyük bir savaş başlatıp yoldaşlarıyla kavgaya dururlar. Tanrıça Zîlan’ın yolunda komutanlaşmak heyecanlı, coşkulu ve sorumluluk, mücadele, savaşım dolu bir yolda yürümek, direnmektir. Büyük umutlarla bekledikleri bahar gelir ve gülüşleri bununla daha da büyürken; ‘ Bir yandan büyük bir coşkuyla gidiyorum. Sanki hep bu anı bekliyormuşum gibi. Bir yandan birçok yoldaşım burada kalıyor ve bir yarım burada kalıyor gibi” diyerek koyuldular yola.

Fedainin yüreği bütün duygularını kattığı aşk heybesidir. Tanrıça güzelliğindeki fedailer heybesine umutlarını, düşlerini, gizlerini, sevgilerini, özlemlerini, hüzünlerini, öfkelerini, en masum gülüşlerini sığdırarak koyuldular yola. Aynı duyguların ve aşkın rengindeydi yine heybeleri. Heval Zîlan Van’a döndü yüreğini ve Heval Zeynep Amed’ e. Yılların heyecanı ile çocuk gibi sevinçliydiler ve her adımlarını bu sevinçle daha da coşkulu atıyorlardı. Nice umutların, hayallerin taşıyıcısıydı onlar. Yaşamlarını yoldaşlıkları, bağlılıkları, sade ve mütevazı duruşları, mücadele ruhuyla güzelleştirdikten sonra bunu savaşa taşırmanın sabırsızlığındaydılar. Zeynep Yoldaş, Amed’ e giderken (25-30) Eylül’ de Herekol’ de Zîlan Yoldaş, 23 Eylülde Van’ da şehit düşer. Fedainin bütün hücrelerinin aynı şiarla haykırışı, yeminidir onurluca şahadete erişmek. Ve onlar bir eylül sabahında, bu yeminin hakikatle kucaklaşmasında koştular ana tanrıçaya, ölümsüzler diyarına…

“Kendini anlamak ve tanımak özgürlüktür. Bu kişinin özlerine kadar inip kendinde yitirdiği özellikleri bulması gerekir. Onu toplumsallaştıran, doğaya canlılıkla bağlayan, yaşamın sıcak tadını alabilen, suyun soğukluğunu duyabilen bir farkındalık yaratabilmesi gerekir. Kaba bir bakışla, donuk duygularla yaşamın anlamına (hakikatine) varılmaz. Yeni açmış bir tomurcuğun özünden akıp gelen su damlacığı heyecanlandırmıyorsa orada anlam, düşünce, özgür irade yoktur. Seni bir anafor gibi içine çekerek evrenin eşsiz dengesine uyum sağlayarak, kendini aşma yolunda iyiyle, güzelle karşılaşma, onunla bütünleşip doru yaşamlarla özgürlüğü kucaklayabilmektir.

‘Fedailik’ kelimesi her zaman duyar duymaz tüm hücrelerimin irkilip hizaya durduğu ‘anlamı’ ifade ediyor. Peki, nedir fedailik? Özgür yaşam uğrunda kendinde çıkıp, tüm kaprisleri, bireycilikleri, hesapçılıkları aşıp yeniden kendin olmaktır. Toplumsallaşabilir ki; biliyorum, insanları hissederek onların görünmeyen yönlerine dokunabilerek, renk vererek, güç vererek, ölçü vererek gerçekleşir. Herkese göre olmak değil, kendin olarak herkesin yaşam diyalektiğinin bir parçası olmaktır.

Biz devrimciliğin nasıl olması gerektiğini Hakiler’den, Kemaller’den, Zîlanlar’dan, öğrendik. Hele hele bir kadın olarak fedailik; Zîlanlar’ın, Gulanlar’ın izinden yürümeye cesaret etmektir. Yoldaşların yoldaşı olabilmek, o sıcaklığı, güveni, sevgiyi özelde kadınla hissedip yaşamak PKK’deki en yüce duygulardan biridir. Önderliğimizin ve sayısız şehitlerimizin yarattığı özgür yaşam ilkeleri hiç olmadığı kadar bizleri çekmektedir. Özgür yaşam tutkumuz bizler için yeni bir uyanış, tarihi bir kalkıştır. Bu uğurda verilecek her bedel bizleri yeni bir uyanış, tarihi bir kalkıştır. İnsanlığın gerçeği, arayışı, yürüyüşü ne kadar acılı olursa olsun, o kadar da heyecan vericidir. Fedailik; kendinden çıkıp su misali okyanusa akıp karışmaktır. Her ortamda ve her koşulda çözüm gücü olmaktır; her an kendinle acımasız savaşlar yürütebilmektir. Bunun yanında moral gücü olabilmektir. Özgürleşmektir adeta, yaşamın her anını hissederek, dokunduğu her şeyde etkiler bırakmaktır. Sahip olmak değil, olmak ve oluşturmaktır.  Fedailik de hakikate ermek için adanmaktır. ‘’

ŞEHİT ZEYNEP ASYA

“Doğru yaşamın doğru yaşanması için sorunları doğru temelde ele alıp kendimizi sürekli PKK süzgecinden geçirerek PKK ışığında kendimize bakmak gerekmektedir. Görev ve sorumluluklarımı örgütümüzün moral ve coşkusuyla yerine getireceğime ve bir kadın olarak doğru temelde cins mücadelesini yürüteceğimin sözünü veriyorum. Kaybedilenin kaybedilen ve düşürülen yerde aramak gerektiğini, böylece köklü, doğru bir sonuca ulaşabilineceğinin gerçekliğini kavrayarak ancak böylece nesneleşmiş yaşamdan kendimizi kopararak yaşamın kendisi olma özelliğini tekrardan kazanabiliriz. Çünkü anlamlı bir yaşamda her şeyin, börtü böceğin bile yaşamda bir yerinin olduğunu ve yaşamı anlamlandırdığı gerçeği bende yaşamı daha da anlamlı kılmak gerektiğinin ve yaşamımızda hiçbir şeyin anlamını yitirmemesi gerektiğinin. Çünkü farkına varılmadan bir yaşamı sürdürmenin bir özgürlük savaşçısı ve fedaileşmek isteyen bir kadın olarak sıradan bir yaşamı yaşamak insansı sıradanlaştırdığı bunun Önderliğimizin istediği kadın kişiliğinden uzak olduğu. Çünkü kadının yaşamı anlamlandırdığı ve anlamın kendisi olduğu gerçekliğinin farkına vararak Önderliğimizin belirttiği gibi bir karıncanın bile kendini ayakta tutmak için bir mücadelesi vardır. Bu gerçeğin karşısında hele hele fedaileşmek isteyen bir kadın için başta kendini tanıma mücadelesini verme, kendini insanlık için bir yaşam anahtarı oluşunun farkına varmış bulunmaktayım. Sıradan değil de anlamlı bir yaşamın savaşçısı olarak Önderliğimizin yoldaşlığına layık bir kadın yoldaş olmak ve bir kadında olması gereken ideolojik yoğunlaşmış profesyonel politik askerliği kendimde yaratarak Kürdistan’daki küçük gerillaların gözlerindeki umut ışıltılarına bir cevap olmak isteyişimin abartı olmadığını göstermek istiyorum. Önderliğimizin dediği gibi; ‘bilinen şey farkına varılan şeydir.’ Onun için farkına varılan şeyin doğru pratiğin sergilenmesi gerekir. Belirttiğim noktaların anlamını yitirmemesi için sözlerimin sahibi olmaya özen göstereceğim.

…Bizim moral değerlerimiz, merkezlerimiz belirgin olmalıdır. Önderlik, şehitler, halkımız olduğunu asla unutmamak gerekir ki bir rüzgâra kapılan yaprak misali olmayalım ve sürece cevap olabilelim. Buraya gelme amacım, istemim sadece Zîlan arkadaşın ismiyle yaşamamak, bu isme layık olarak Zîlanlaşmayı kendimde gerçekleştirebilmem için kendi özüme kavuşmaktır. Eğer kendimize büyük hedefler biçmişsek bu hedefe ulaşmayı da esas alacağız. Bu esasta yaşama katılacağız. Özgür yaşamı, geleceği oluşturacağız.’’

ŞEHİT ZİLAN ADAR

 

MÜCADELE ARKADAŞLARI