Yolun güzelliği yolcunun gözlerindedir

2018 sehit jinda

Şiirin güzelliği

şairin dizelerinde,

Romanın güzelliği

kahramanın heybetinde,

Türkünün güzelliği

anlamın ezgisinde,

Aşkın güzelliği

yaşamın hakikatindedir

Aşk yolun kendisi midir, yoksa yolun sonundaki vuslat mı? Diye suale durmuşken, bir anın anlam doluluğunda yüreğinin karşısında bulursun yolcuyu. Aşkı, anlamı, yaşamı ve hakikati onun varlığı anlatır sana. An ve anlam bütün zaman ve mekânların tanıklığında özgürlüğü haykıradurur. Yolun görkemi ve güzelliği seni çağırırken daha yolun başından büyük adımlarla ilerlemenin sırrını paylaşadurur o yolcu. Özün görkemi senin göz bebeklerinde resm olurken, özün kendisi yolcunun gizinde ve güzelliğindedir. Bir yaşam düşün ilk nefeste sevdayı soluyorsun; düşüncelerinden sözlerine sevda kokmaya başlar her nefesin. Düşün ki özgürlük kokuyor özlemlerin; sonrasında her buluşmada yeni bir aşka davetlidir düşlerin. Yüreğin aşkın, aşığın ardına verdikçe, her adımda inancın ve bağlılığın coşkusu ile bütün gizlerin öz diyarına doğru başlar yolculuğun. Yolcunun izinde bir yolcusundur artık. Tanrıçanın gözlerinde parıldamaya başlayan Güneş’in ülkesine doğrudur bütün adımların. Gecenin zifirilerinden sıyrılmaya başlayan benliğin bütün yolculuğunda yıldızlarla yoldaştır. Güneş’e doğru yürürken sen, Güneş’in bin bir parça halidir seninle yürüyen yıldızlar ve güneş; yıldızın ta kendisi. Tanrıça Star’ın yüreğindeki sevda ateşidir güneş ve tanrıçalaşan her yürek bir başka ateşin alevlerden gizidir. Sen özgürlüğe, hakikate, Güneş’e varana dek özünün nöbetindedir yıldızlar, yıldızlaşan kadınlar; tanrıçalar…

Büyük hakikat yolunda tanrıçaların yolculuğunu aşkla seyrettiği ve yolcunun büyük buluşmada yıldızlaştığına tanıklık ettiğinin resmi olur kimi yürekler. Jînda arkadaş da bu yolculuğun bütün gizemlerini her adımda kavuştuğu anlamlarla güzelleştiren bir tanrıça ebediyetine ulaşan yürek güzelliğine kavuşan ismidir. O, yolun güzelliğini yüreğine taşıyıp gözlerinden taşırmayı başaran bir zafer tanrıçası olmuştur.

1977 yılında Manisa’da doğup büyüyen Jînda yoldaş, aslen Siirtlidir. Yıllar öncesinden ailesinin göç etmiş olması onun Kürt ve Kürdistan gerçekliğiyle hiç tanışmamış olmasına neden olmuştur. Ortaokula kadar okumuş, bu süre zarfında kendi öz değerlerinden giderek uzaklaştığının farkına varmadan büyümüştür. Ses tonundan düşleri, düşünceleri, yüreğine kadar narin olan, bir tanrıçanın alevlerle dansında gerçeklerin ve gerçek aşkın yakıcılığın şahidi olunca soruları ardın sıra sormaya başlar. Rahşan arkadaşın Kadifekale’de fedai eylemi ile alevlenen bedeni Jînda arkadaşın küçük yüreğini tutuşturmuştur. Yüreğinde yanan ateşin alevlerinin aydınlık gücüne güvenerek benliğinden ve kendi öz değerlerinden uzak kalışının tutsaklığına olan öfkesi ile özgürlüğe ulaşmak ister. 1992 yılında Amed’e gelerek burada özgürlük mücadelesindeki yerini alır. Onun için o an her şeyden önemli olan duygu Kürdistan’la olan buluşmasıdır. O vakte kadar her zaman ‘ Doğu’ olarak duyduğu, doğasına kadar yoksunlukla tahayyül ettiği topraklar gözleri önündedir ve yine o tahayyül ettiği cennetin taa kendisidir Kürdistan. Dağ ve gerilla ile buluştuğu bu zamanları daha çok doğanın güzelliğini keşfetmekle geçirir. Gözlerindeki şaşkınlık ve heyecan ince sesindeki hayranlık çığlıklarına taşar. Gündüzlerini bu güzellik keşfi ile geçirirken geceleri yol yürüyüşlerinde göz kapaklarına karşı direnmek zorunda kalır. Ama o bu zorlu yürüyüşlerde yeniden sabah olsun diye yürümeye devam eder. Burada kısa süre kaldıktan sonra Garzan’a geçer. Birçok arkadaş onun bu yaşta, bu narinlikle çok zorlanacağına kanaat getirir. Kendisini gören halk da çok küçük olduğunu ve eve gönderilmesini talep eder. Ancak fark etmedikleri bir şey var ki Jînda arkadaşın yaşam, doğa ve Kürdistan karşısında var olan heyecanı öz benliğine olan özlemini ve benliğinden çalınanların öfkesini de yaratmıştır. O zamandan başlamıştır duygularının bir yumak misali sarmalanışı ve kenetlenişi. Burada her gün yaşama dair bir şeyler öğrenmenin coşkusuyla büyümeye başlar. Ruhunu, bedenini, beynini ve yüreğini Garzan’da büyütmeye başlar. O narinliği her gün biraz daha yerini dirayete bırakır. Erken yaşta başlayan bu yolculuk bütün zamanlarda yerini alarak yücelir. Büyüdükçe dirayetleşerek sevgisini mücadeleye kavuşturma duygusuna sarmalar. Kürt ve Kürdistan gerçekliği ile tanışmasıyla beraber başlayan bu gerçeklerle savaşımı kadın olma bilinciyle daha büyük bir güce dönüşerek, daha büyük savaşımların, kavgaların ardına verir. Önderlik gerçeği ve aşkı o’nun benlik arayışında hakikatin ta kendisi olup yaşamın ve savaşın gerekçesi olur. Yaşamın her anında özleşme ve özüyle güzelleşmenin savaşını verirken bunu savaşta resm ederek başarılı eylemlerde, düşmana ağır kayıplar verdirten çatışmalardaki yerini alır. Bu arada Canda Türk(Türkmen) yoldaş ile tanışmış ve duruşuyla, yüreğinin duruluğuyla onu da etkilemiş ve şehit Canda Önderliğe yazdığı raporunda Jînda arkadaşın Önderliğin sahasına geçmesi için öneri yapmıştır. Canda arkadaşın şahadetiyle beraber Önderlik şehidin vasiyeti olarak anlamlandırdığı o raporla beraber Jînda arkadaşı Önderlik sahasına çağırır. Önder Apo’nun şehide olan sonsuz bağlılığı ve sevgisi Jînda arkadaş için Önderlik tarzında tanıklık ettiği ilk kutsal duyguydu. Önderlik sahasında kaldığı süreçte sürekli meraklı gözlerle Önderliği izleyerek ne yaptığını, nasıl yaklaştığını, ilişkilenmelerini ve konuşmalarını, gününün 24 saatini çalışmalara nasıl adadığını takip ederken o’na olan hayranlığını saklayamaz. Güçlenen bu duygusunu duygusal bir bağlılıkla tüketmemek için bilince kavuşturması gerektiğinin farkına varınca Önderlik tarzı ve gerçekliğini kendi benliğinde yaratmanın savaşımına başlar. Bundan sonra kendisine; ‘ölçü, çıta Önderlik’ tir diyerek kendisine hakikatin zirvesini amaç edinir. Burada Önderliğin büyüten, güzelleştiren ve sürekli daha güzelleşmeyi hedef kıldıran yaklaşımları onda büyük bir sorumluluk duygusunun yaratımını sağlar. Var olan özgür yaşam hakikati büyük bir savaş gerekçesidir. Bir an önce düşmanı bu yaşam ve savaş duruşuyla kahretmenin heyecanıyla dağlara gitmek ister. Önceleri bu önerisini kabul etmeyen Önder Apo kadının özgür yaşam için savaşma aşkını bu kadar somut görünce yoğunlaşma evinde olan Jînda arkadaşı yanına çağırarak onu dağlara gönderir. Bir kadın yaşamda savaştıkça, yaşam için savaştıkça güzelleşir. Ve o isminin taşıyıcısı, bir mücadeleci, savaşçı bir kadın olarak özgür yaşamı var eden olmak için yola koyulur. Dağlara gelişi ile büyük umutlarını bir nefes derinliğinde yüreğine nakşederek elinde silahıyla en zor pratiklerde yerini alır. Özgürlük Mücadelesi’nde yerini aldığı ilk zamanların heyecanını hiç kaybetmeksizin sürekli heyecan ve coşkusuyla, yüzündeki tebessümü ile yaşama katılan Jînda yoldaş düşmana karşı sıktığı her kurşunun ardından da aynı coşkuyu bütün hissiyatıyla savaşa taşırdı. Başurê Kürdistan topraklarına geldiğinde de hemen kızgın savaşın içerisinde yerini alırken inancın, bağlılığın, iradenin, mücadelenin, direnişin gölgesinde kalan ihaneti aynı karenin görmenin öfkesini bu yaratımların sevgisinin gölgesinde bırakarak yenmiştir. PKK ve kadın hareketi olarak yüzlerce kayıp verdiğimiz bu yılda savaş gerçekliğinin kadın şahsında nasıl güce dönüştüğünü görmüş ve kendi şahsında da resmetmiştir. En zor alan ve şartlarda, en keskin süreçlerde, kızgın şartlarda alırken her zaman güçlü ve iradeliydi. Çünkü gücünü nereden aldığını çok iyi biliyordu, moralinin kaynağını, cesaretinin, korkusuzluğunun kaynağını biliyordu. Onun kendisine olan güveni kendi benliğini var etmesindeki gerçeklikti. Aslolan bu gerçeklik Önderlikti. Önderliğe olan sevgisi, bağlılığı, inancı hayranlık uyandıran bir doruktaydı. Onu bu kadar güçlü ve güzel kılan Önderlik aşkıydı.

Kendisinde yaratmayı başardığı duygu ve düşüncelerin özlülüğü o’nu ahlaki, vicdani, özgür yaşamın militanı kılmıştı ve o bu militanlığın gereklerinin peşindeydi. Bu yüzden kadın olmanın farkındalığı ve bilinci, kadınca sevmenin, kadınca direnmenin ve kadınca savaşarak yaşamı kadınla güzel kılmanın savaşımındaydı. Kadın Özgürlük Hareketi’nin ilk oluşum sürecinde, gerçeklerin sancılı demlerinde kadın yoldaşlarının yanında yer alarak birlikteliğin var ettiği iradeleşmede yerini aldı. Jînda arkadaş, ilk YAJK oluşum sürecinde büyük mücadele ve bedellerle savaşımını verdikleri Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin PAJK zirvesine taşınmasında verdiği emek ve onurlu mücadelesiyle militanlığının onurlu ve erdemli duruşunu da yerine getirmiştir. Önderliğin kadın- Kürdistan- yaşam gerçekliklerini bir bütün ele alarak verdiği mücadeleyi, yaratım hissini öyle derinden anlamış ve hissetmişti ki yanındaki kadın yoldaşlarının güçlenerek iradeleşmesi ve öz güzelliklerine erişmeleri için kendisini sorumlu görüyor, mutlaka kazanımcı ve yaratımcı yaklaşıyordu. Öze kavuşma inancı güçlüydü. Başarıya, zafere inancı güçlüydü. Bu yüzden kadın yoldaşlarıyla da, erkek yoldaşlarıyla da doğru yoldaşlık temelindeki mücadelesi de güçlüydü. Eksikliği, yanlışı, disiplinsizliği, keyfiyeti, bireyselliği kabul etmeyen ve eleştirendi. Bulunduğu ortamın ölçülerinin kıyasını neyle yapacağını çok iyi biliyordu. Önderlik tarzı olmayan her türlü duruş ve tutumun karşısında durmanın iradesine sahipti. Bunu yaparken vicdani ve ahlaki ilkeselliğinden taviz vermeden adaletli ve eşitlikçiydi. Düşledikleri için savaşıp bunları düşüncesi kılınca bu sefer düşüncelerinin savaşımını vererek eylemleştiriyordu. Söylemlerinin eyleminde bütünleşmesi yoldaşlarının ona olan güveni ve sevgisini daha da güçlendiriyordu. 15 Şubat 1999’da Önderliğimiz şahsında Kürt Halkına, kadına, topluma, yaşama yönelik geliştirilen uluslararası komplo Jînda arkadaşın yüreğinde de büyük bir acı, öfke ve bununla birlikte büyük bir sevgi ve özlemi daha zirvede yaşanılır kılmıştır. Bu gerçeklik karşısında yine Önderlik tarzı ile bir duruş sergilemek gerekiyordu. Yani güçlü olmak, güçlü kalmak, güçlü yaratmak ve daha güçlü vurmak gerekiyordu. Şimdi sıra fedai ruhun yaratımında, yaratılan ruhun şahlanmasındaydı. Jînda arkadaş buna hazırdı ve oluşturulan ilk fedai topluluklarının içerisinde yerini almıştı. Tasfiyeci güçlerin burada yaratmak istediklerinin farkındalığı ile amacından ve bağlılığından taviz vermeden onlardan bağımsız olarak oluşturulan ve sonradan Özel Kuvvetler olan Fedai Birlikleri’nin içerisinde yer alır. Burada Gulan arkadaşın komutasındaki taburda kalarak yüreğindeki mücadele aşkını Gulan arkadaşın mücadele aşkı ve ruhu ile bütünleştirir. Fedai kadın çizgisi ve fedaice savaşabilme sanatın Gulan arkadaşın yoldaşlığında, duruşunda, yaşamında tanıklık eder. Bu fedaileşme kararlılığı yaşamı boyunca devam eder. 2002 yılında Gulan arkadaşın şahadeti ile yüreği komplonun acısını bir daha derinden yaşayarak sevginin, özlemin kucağında intikamın kararlılığını büyütmeye başlamıştır. 2003 yılında Dersim’e giden Jînda arkadaş intikam ateşini Dersim dağlarında gürleştirmenin yemini ile yola koyulur. Batman’ın Beşiri Ovası’nda girdikleri düşman pususunda çatışmaya girerek yoldaşlarını korumak için can havliyle atılır. Saatler süren çatışmada Mahir (Şerif Yalçın), Ferhat (İzzettin Kök), Şervan(Deniz Yanat), Demhat, Agîrî, Piro( İzzet Yılmaz) yoldaşların fedaice direnişleriyle şahadete ermeleriyle birlikte şehit Tekoşîn Dersîm arkadaş ile yüreklerinin heybesine yoldaşlarının hayali ve umutlarını ve intikam yeminlerini alarak yola devam eder ve Dersîm’e ulaşırlar.

Dersîm’den şehirde eylem yapmak için ısrar eden Jînda arkadaş sonunda bu ısrarını kabul ettirerek eylem için buradan ayrılmıştır. Düşman Jînda arkadaşın geleceğinden haberdar olarak birçok yerde pusuda beklemeye başlamıştır. Bunlardan habersiz olmasına karşın gerillacılık ilkeselliğini, disiplini ve temkinli duruşunu koruması sayesinde dikkatli ve duyarlı yaklaşarak düşmanı fark etmiş ve eylemini düşmanı bütün hazırlıklarını boşa çıkarma eylemine dönüştürerek bütün pusuları atlatmış ve kendisini Amed’e ulaştırmıştır. Bu duruşu da yine Önderlik tarzı ve duruşudur. Düşmanın eline geçmeyi kabul etmeme ve düşmanı bütün hazırlığıyla boşa çıkartarak kahretme Önderlik tarzı vuruştur. Düşmanı bu duruş ile kahrederek yeniden Dersim’e dönmüş ve yoldaşlarının şaşkınlık ve heyecan dolu karşılamasıyla burada mücadelesine kaldığı yerden devam etmiştir.

Önderlik çizgisinde fedaileşmek isteyen her yürek, militan yürüyüşünü güçlü bir adanmanın sözüyle başlatır. Önderliğin militanlığı yaşam komutanlığını gerektirir. Bu, göreve görev almadan atılmanın yüce duygusudur. Doğal sorumluluk ve emeği ile yaşamdaki komutan duruşu, komutanlık görev ve sorumluluğundayken militanlığın gereklilikleri ile yaşamda ve savaştaki militan duruşu Jînda arkadaşın yıllanmışlıklarla var olan yüreği ve beyninin büyüklüğüydü. Farklı beklenti ve kaygıları, bireysel duygularıyla yaklaşımları yoktu. Mütevazıydı. Kaygıları ve korkuları da toplumun, kadının ve yaşamın özgürleştirilmesi temelinde örgütlüydü. Özlü ve paylaşımcıydı. Doğruda inatçı ve ısrarcıydı. Ama doğru olmayanda dayatıcı değildi. Yanlışa öfkeli ve nefret doluydu ama kinci değildi. Girişken ve atılgandı ama hoyratça değildi. Heyecanlı ve coşkuluydu ama aşırı değildi. Hırslı ve mücadeleciydi ama kibirli değildi. Eli de, yüreği de açıktı, sevgisinde cömertti ama müsrif değildi. İnsana, evrene sevgisi sınırsızdı. 2014 yılında PAJK bünyesinde gördüğü eğitimden sonra, 20 yılın ardından yeniden Garzan’ a gitme heyecanı ile yüzünü ve göz bebeklerini tebessümlerle doldururken; ‘militanlığın ve komutanlığın farkı yoktur. Militan olabilirsen komutan da olursun. Militanlık için ideolojik derinliği yaratmalısın. Örgütsel anlamda anlam gücün olmalı. Dogmatik ve tutucu olmaz. Süreci ve sürecin sana verdiği misyonu anlamalısın. Etrafında bir yaşam yaratmalısın. Adı, misyonu ve buna denk içeriği ne kadar dolduruyoruz?

Kadın hareketi insanlık tarihinde bir ilktir. PKK, yanlış yazılan tarihte, kaybedilen yerlerde aranıp bulunuyor. PKK benim için her şeydir. Çünkü kendimi tanıdım, doğayı tanıdım, insanı, kadını, halkımı, evreni tanıdım. PKK sınırsız, büyük bir deniz, büyük bir okyanustur. PKK budur diyebileceğim bir kalıbın içerisinde değildir. Sınırsızdır. PKK; insanı sevmektir, evreni sevmektir. Beyin, duygu sınırsızdır.’ Diyerek Arjinler’in, tanrıçaların diyarına gitmenin mutluluğunu paylaşır.

Jînda arkadaş, günden güne öz benliğine kavuşmanın heyecanını yaşamda yüreğindeki umut meleğinin kanatlarında çırparak tanrıçalaşmıştır. Önder Apo; ‘’kadınlar vardı, özgürlüğü arıyorlar, acıya da dayanıklılar. Onlar tanrıça kültürünü aramalı. Kendini özgürlüğe adayanları da özgür bırakmak gerekir. Özgürlük iddiası olanların önüne kimse geçemez. Kadının onuru başkadır. Savunmam dünya çapında kadın savunmasıdır. Ben kadına inanıyorum. Biz kadının öz kişiliğine cesaret ediyoruz. Toplumla tanışma, erkekle hesaplaşma, yaşamla buluşma temelinde kadının kişiliğini tanıyorum. Biz sınırsız birbirimiziz, aşk budur. Tanrıça kültürü var bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var. Kadınlarımız yücedir. Buradaki ruhsal bağlılık önemli. Benim kadınla buluşmam tanrısal boyuttadır. Ben buna tanrısal buluşma diyorum.’’ demişti ve Jînda arkadaş bu tanrısal buluşmaya mücadele ruhuyla melekleşerek, bir halk kadını olarak hazırlandı ve hakikat yolunun güzelliğini gözlerinde, beyninde ve yüreğinde duru güzelliğe kavuşturarak, tanrıçaların diyarı Garzan’da son nefese kadar aynı ruhun şiarıyla yaşayarak, savaşarak tanrıçalaştı…

 Gün, gece, güneş, ay ve yıldızlar; tanrısal buluşmanın seyrinde…

Mücadele arkadaşları